31 Ocak 2017 Salı

LA LA LAND



Sonunda herkesin merak ettiği Oscar adayları 24 Ocak Salı günü itibarıyla açıklandı. Tahmin edilen bir çok film, tahmin edildiği bir çok dalda adaylık aldı. Ama hiç şüphesiz bir film vardı ki 14 dalda aday olarak adaylıklara damgasını vurdu. Elbette ki La La Land'dan bahsediyorum!
Ülkemizde 30 Aralık 2016'da gösterime girdi La La Land. Bir dizi aksilik sonucunda filmi sinemada, o büyük beyaz ekranda izleyemeyeceğimi kabullenmek zorunda kalmıştım. Çevremdeki birçok sinema salonunda da ikinci haftasında gösterimden kalktı zaten. Ümidimi kestiğim için de sanırım hevesimi kaybetmiştim filme dair. Ta ki nişanlımla sinemaya gitmeye karar vermiş ve salonları tararken bize oldukça uzak olan bir sinemada hala La La Land'ın gösterimde olduğunu görene kadar. O andan sonra hayat yine heyecanlı, kuşlar yine cıvıldar ve güneş yine parlar haldeydi benim için.
Ertesi gün heyecanla sinemaya gittik ve muazzam iki saat geçirip büyülenmiş şekilde ayrıldık salondan. O anda kararımızı vermiştik. Tüm insanlar La La Land'ı izlemeli, tüm ödüller La La Land'ın olmalı ve tüm insanlık filmin şarkılarını ezberleyip hep bir ağızdan söyleyerek dans etmeliydi. İşte La La Land tam olarak böyle büyülü bir filmdi.

Film ülkemizde Aşıklar Şehri adıyla gösterime girdi. Çünkü temelinde bu bir aşk hikayesi... Mia ve Sebastian'ın hikayesi... Peki kim bu Mia ve Sebastian?
Emma Stone'un hayat verdiği Mia, bir film platosu üzerindeki bir kahve dükkanında baristalık yapan ama hayalinde oyuncu olmak yatan genç bir kadın. Günleri kahve yapmak, sorunlu müşterilerle uğraşmak, kahve dükkanına gelen ünlü oyunculara gıpta ile bakmak ve sık sık oyuncu seçmelerine katılıp redddilmekle geçiyor Mia'nın. Buna rağmen pes etmiyor ve abuk subuk yada absürd demeden her türlü seçmeye girmeye devam ediyor genç kadın. Çünkü bir aktrist olma isteği daha bir çocukken yerleşmiş içine ve bu uğurda devam etmekte olduğu hukuk fakültesini terk etmiş. Bu yüzden de hiç durmadan seçmelere giriyor, keşfedilmeyi umarak ünlülerin de katıldığı partilere gidiyor ve içindeki hevesi zor da olsa sıcak tutmaya çalışıyor.

Sebastian'a gelirsek... Ryan Gosling'in canlandırdığı karakter klasik, geleneksel Jazz'a aşık, tek hayali eskiden çalıştığı ve bir başkasına satılarak Samba yapılan bir Tapas restoranına çevrilen barı satın alarak kendi Jazz mekanını işletmek olan bir piyanist. İşsiz ve beş parasız ama ideallerinden bir an bile vazgeçmeyen, inatçı bir adam Sebastian. Elbette hayat ona da Mia'ya davrandığı ölçüde sert davranıyor ve Mia'nın oyunculuğa tutunabilmek için başta kahve dükkanında olmak üzere katlanmak zorunda kaldığı zorluklar gibi onun da bir çok zorluk çıkıyor karşısına. Jazz müzik yaparak hayatını kazandığı zamanlardan, önce restoran piyanistliğine -ki aslında Mia ile ilk ve talihsiz karşılaşmaları burada oluyor- sonra da partilerde insanları eğlendiren, 80'ler kostümlü elektronik müzik gruplarına klavye çalmaya kadar düşüyor. Mia ile hayatlarının asıl kesişme anı da bu ilginç müzik gruplarından biri sayesinde oluyor aslında. Genç kadının katıldığı, oyuncu ve oyuncu adaylarıyla dolu bir partide Mia'nın Sebastian'ı ve ilk talihsiz karşılaşmalarını hatırlamasıyla parlayan kıvılcım zamanla alev alıyor ve ortaya muazzam bir aşk hikayesi çıkıyor.
Elbette bu aşk hikayesiyle birlikte bir sürü muhteşem şarkı ve bir sürü büyüleyici dans geliyor. Ah o şarkılar... La La Land'ı bu kadar vurucu ve bu kadar büyülü yapan en büyük parça hiç şüphesiz ki o muazzam şarkıları. Zaten filmin açılışıyla birlikte karşılaştıüğımız ilk şarkı olan Another Day Of Sun ile birlikte nasıl bir filmle karşı karşıya olduğunuzu daha en başta fark ediyor ve "Muhteşem bir şey izleyeceğim," hissiyle, gönül rahatlığıyla kuruluyorsunuz koltuğunuza. Ve gerçekten de muhteşem bir şey izliyorsunuz ve dinliyorsunuz iki saat boyunca. Şarkıların, danslarla ve dans eden tüm karakterkerin kostümleriyle bir bütün oluşturduğu, birbirinden ayıramadığınız bir bütünlük haline geldiği görsel bir şölen var karşınızda. Someone In The Crowd'daki kızlarımızın aşık olunası elbiseleri ve koreografileri, A Lovely Night'ta Mia ve Sebastian'ın şimdiden efsaneleşen dansları ve Mia'nın sarı elbisesi, City Of Stars'daki duygu fırtınası ve Sebastian'ın dansı, Mia'nın meşhur Audition(Oyuncu Seçmesi) sahnesindeki The Fools Who Dream performansı ve pek tabii filmin ana teması olan ve hemen hemen tüm şarkılarda kıyısından köşesinde base oluşturan Mia & Sebastian Theme... Her biri birbirinden muhteşem olan tüm şarkı ve müzikler içerisinden 'Favorim' diye birini seçmek o kadar zor ki. Zaten Akademi de aynı oranda zorlanmış olacak ki filmden bir değil iki şarkıyı aday ederek hem City Of Stars'ı hem de The Fools Who Dream'i almış Özgür Şarkı adayları arasına.
Performanslara gelirsek... Emma Stone'un oyunculuğunu oldum olası beğenirdim ama La La Land ile beni kendine hayran bıraktı. Açıkçası Emma Stone'un bu kadar estetik olabileceğini, bu kadar güzel dans edebileceğini hiç düşünmemiştim.Onu izlemek benim içim tam bir görsel şölen oldu. Naif sesi zaten şarkıları çok daha dokunaklı hale getirmişti ve seslendirdiği şarkılar o yüzden oldukça etkileyiciydi ama dansları... İşte o bambaşka bir şeydi. Aradığım kelime tam olarak büyüleyici sanırım. Tam olarak bu! Zaten bu büyüleyiciliği Akademi de görmüş ki kendisi bir adet En İyi Kadın Oyuncu adaylığı kapmış durumda.
Ryan Gosling benim için Blue Valentine ile parlayan ve Drive ile oyunculuğuyla iyiden iyice gönlümde taht kuran bir oyuncuydu. Sesi konusunda ciddi bir bilgim olmadan izledim filmi ve kesinlikle şaşkınlığa uğradım. Ondan bu tarz bir performans beklemiyordum. Açıkçası Emma Stone'un bu kadar güzel dans etmesine olan şaşkınlığımla eşit orandaydı Ryan Gosling'in bu kadar iyi şarkı söylemesine olan şaşkınlığım. Gosling'in filmdeki oyunculuğuysa tam olarak beklediğim gibiydi. Tam bir karakter oyuncusu olan Gosling'in gözleriyle, bakışlarıyla oynadığı anları çok net şekilde gördüm yakın plan çekimlerde. Tam da bu yüzden kendisinin de bir adaylığı bulunuyor En İyi Erkek Oyuncu dalında.
Filmin diğer adaylıklarına gelirsek... En İyi Film dalında aday olması zaten kaçınılmazdı ve bu dalda adaylığı almakla birlikte muhtemelen ödülü de alacak gibi görünüyor. En azından Altın Küre'deki sonuçlar bize bunun işaretini verdi. Whiplash gibi müthiş bir filmi hem yazıp hem yöneten Damien Chazelle'in ikinci şaheseri olan La La Land'la birlikte elbette Chazelle de En İyi Yönetmen dalında bir adaylık kaptı. Sadece bu değil elbette. Ayrıca Chazelle En İyi Özgün Senaryo dalında da bir adaylık aldı. Filmin muazzam şarkı müzikleri de adaylıklardan nasibini aldı elbette. Başka da dediğim gibi Orijinal Şarkı dalında iki şarkıyla birlikte aday olan La La Land ayrıca müzikleri ile de En İyi Müzik dalında aday oldu. Bu ana adaylıklar dışında En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Prodüksiyon Tasarımı, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Ses Miksajı dallarında da aday oldu.
Tüm adaylıkları için bir değerlendirme yapmam gerekirse En İyi Film dalında ödülün kesinlikle La La Land'a ve En İyi Yönetmen dalında da ödülün kesinlikle Damien Chazelle'e gideceğini düşünüyorum. Oyuncu adaylıklarına gelirsek, o iş biraz sıkıntılı. Kadın oyuncu dalında Loving'deki oyunculuğunun muazzam olduğu söylenen Ruth Negga ve Jackie ile şahane eleştiriler almış olan Natalie Portman varken açıkçası Emma Stone'dan çok emin olamıyorum. Oscar mıknatısı ve artık sinir bozucu olmaya başlayan Meryl Streep'ten bahsetmiyorum bile. Açıkçası bu kadar güçlü rakipler varken işi zor. Ama En İyi Erkek Oyuncu dalında Ryan Gosling'in işi daha kolay sanki. Onun alma ihtimalini daha yüksek görüyorum Emma Stone'a nazaran.
Özgün Senaryo'da La La Land'ın karşısında fırtınası geçen seneden beri hala dinmeyen The Lobster ve bayağı sükseli giriş yapan Hell Or High Water ile Manshester By The Sea var. Filmin hiç mi şansı yok? Bence var. Ama yine de emin olmak güç.
Kurgu konusunda ise sıkıntı büyük. Adaylar güçlü ve La La Land'a aşık olmuş biri olarak açıkçası bu dalda gönlüm Arrival'dan yana. Kurgusunun muazzam olduğunu düşündüğüm bir film Arrival ve açıkçası bu noktada La La Land'ın bir kaç tık yukarısında olduğunu düşünüyorum.
Görüntü Yönetimi dalında da aynı sıkıntıları taşıyorum. Moonlight'ı henüz izleme fırsatı bulamadım ama görselliği bayağı dillere dolanmış durumda şimdiden. Arrival'ın görüntü yönetimi zaten muazzam. La La Land da tablo gibi bir çok sahnesiyle beni benden aldı. Bu açıdan açıkçası fikir beyan etmekte en zorlandığım dal bu olsa gerek.
Prodüksiyon Tasarımı konusunda da Arrival ile La La Land arasında gidip gelmekteyim ama sanırım La La Land bu noktada biraz daha ağır basmakta. Kostüm Tasarımı'nda ise diğer dalların şansının olduğunu sanmıyorum. Ödül kesinlikle La La Land'ın.

Özgün Müzik dalında ödül kesinlikle La La Land'ın. Bu konuda eminim. Özgün Şarkı konusundaysa emin olmadığım tek şey La La Land'ın hangi şarkıyla ödülü alacağı. Her iki şarkıya da ayrı ayrı aşık olmuş durumdayım ama City Of Stars bir tık daha fazla vurdu sanırım beni. Ama sanırım The Fools Who Dream'le de ödülü alırsa üzülmem.
Filmin bir müzikal olduğu düşünülürse ve kalitesi göz önüne alınırsa zaten Ses Kurgusu ve Ses Miksajı ödüllerini başkasına kaptırma gibi bir duruma imkansız gözüyle bakıyorum. ama ne demişler: Asla asla deme!
Ödül incelemesinden sonra sanırım geriye bir tek tavsiyeler kalıyor. Filmi izlemekten bahsetmiyorum elbette. Onu yapmak zorundasınız zaten. Bu muhteşem yapıtı izlemek zorunda tüm insanlık. Bahsettiğim şey bundan sonra yapılması gerekenler... Mesela filmin muazzam şarkı ve müziklerini içeren OST albümünü almak gibi. Albüm piyasaya çıkmış durumda. Amazondan sipariş verebileceğiniz gibi Itunes'tan da dijital olarak temin edebilirsiniz. İllegal temin yöntemlerinden ise buradan bahsetmemeyi yeğliyorum.

Filmin DVD ve Bluray'lerinin ise Nisan'da piyasaya çıkacacağı duyuruldu. Bence La La Land film arşivcilerinin arşivlerine kesinlikle katmaları gereken bir film. Açıkçası ben Bluray çıkış tarihini deli gibi bekleyenlerdenim. Ama bence hala bir yerlerde filmi oynatan bir salon bulabiliyorsanız filmin DVD ve Bluray'lerinin çıkışını beklemeden bir önce izleyin derim. Sonra da gelip bu yazının altına, filme hayran kaldığı için evde deliler gibi Someone In The Crowd söyleyip dans eden bu kıza teşekkür notunuzu bırakırsınız.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;