22 Aralık 2016 Perşembe

TUHAFİYEDEKİ HAFİYE


Hardal tonlarında koyu sarı bir kapak… Üzerinde gri bir orlon yün… Logosu Ören Bayan sanki… Ama değil. Ve yün yumağının etrafına sıçramış, kırmızının en koyu tonundaki kan… İşte karşınızda TUHAFİYEDEKİ HAFİYE!
Süper minimalist kapağı ve merak uyandıran adıyla ilgi çekici bir kitap var elimizde. Kapağı kaldırıyor, birkaç sayfa çeviriyoruz ve “Ben, Aziz. Hani bildiğiniz, tanıdığınız Aziz. Var ya canım, o Aziz işte,” diye başlıyor roman. Tam da o anda anlıyoruz yazarın bizi eğlendireceğini. Beklediğimiz gibi de oluyor ve kitabın son sayfasına kadar eğleniyoruz.
Romanın ana karakteri anlaşıldığı üzere Aziz. Kendisi ‘Evlat olsa sevilmez,’ dedikleri türden bir zat-ı muhterem. Zaten muhtemelen annesi dışında da seveni yok. Kendinden başkasını düşünmeyen, saygısız, tembel, şımarık ve hayata karşı hiçbir beklentisi olmayan bir adam var karşımızda. Roman da bu adamın ağzından anlatılıyor. Ve biz bunu fark ettiğimiz anda “Eyvah!” diyoruz kendi kendimize. Böyle bir adamın ağzından, amaçsız dünyasının hikayesini dinlemek… Zor iş. Ama öyle olmuyor. Çünkü roman bu ya, bizim gamsız Aziz babasının giderayak ona son kıyağını yapmasıyla bambaşka birine dönüşüveriyor. Biz de romanın başından itibaren elimize verilse de şöyle güzel bir dövüp rahatlasak dediğimiz Aziz’in dönüşümüne an an şahit oluyoruz.
Bu dönüşümün sebebine gelince… İşte orası bayağı ilginç... Aziz’i kendi evrimine sürükleyen şey tam olarak kitaba da adını veren tuhafiye oluyor. Biraz garip, bayağı paranormal diyebileceğimiz olayların döndüğü bu tuhafiyenin Aziz üzerinde çok ilginç etkileri var. Sadece bu durum bile tuhafiyeyi gözümüzde bambaşka bir noktaya koymaya yeterken bir de bu mekanın, kendisine sahip olan kişiye bazı yetiler bağışlaması durumu söz konusu. Kitabın vermesi gereken gizemi bozmamak adına çok bilgi vermek istemiyor olsam da bu yetilerin Aziz gibi dünya gamsızı birini Türkiye genelinde manşet olmuş bir vatan haini kisvesine büründürecek sonuçlar doğurabildiğinden bahsetmeden geçmek olmaz.
Roman gerçekten çok eğlenceli. Okurken sık sık Murat Menteş tadı aldım. Kendisinin en sevdiğim beş Türk yazardan biri olduğu düşünülürse bu bir artı. Absürt kurgu yaratmak ve bunu doğru bir düzlemde devam ettirebilmek her yiğidin harcı olmasa da yazar bunun altından başarıyla kalkmış. Bu takdir edilesi.

Yazar demişken… Ahmet Turan Köksal asıl mesleği mimarlık olan ve bir vakıf üniversitesinde yardımcı doçent doktor olarak görev yapan bir yazar. Daha önce bilgisayar, internet ve mesleki programlarla ilgili birkaç teknik kitap yazmış olsa da edebiyata girişi oldukça yeni. 2013 yılında yazdığı ve zamanda yolculuk yapan bir mimarı anlattığı ilk romanı Ustura’dan üç yıl sonra, 2016 yılında çıkarıyor ikinci romanı Tuhafiyedeki Hafiye’yi. Ustura’nın kendine has bir hayran kitlesi oluşmuş bile. Bir süredir dahil olduğum bir okuma grubu oluşumu olan Kitap Ağacı’nın Mayıs ayında yazarla bir söyleşi etkinliği düzenlemesi sayesinde tanışma fırsatı bulduğum Ahmet Turan Köksal, söyleşide Ustura’nın devamı olan Cam Taşı’nın yıl sonunda çıkacağını belirtti. Beni asıl heyecanlandıransa Tuhafiyedeki Hafiye’nin devamının şu anda yazım aşamasında olduğundan bahsetmesiydi.
Son zamanlarda farklı bir şeyler okumak isteyen, yeni bir soluk arayan ve okuduklarında biraz da eğlence arayanlar için Tuhafiyedeki Hafiye iyi bir tercih. Özellikle de kış aylarında kalorifer dibinde kahvenizi yudumlarken hafif bir şeyler okumak istiyorsanız bence bu kitaba kesinlikle bir şans vermelisiniz. Çünkü sadece kapağı bile bu şansı hak ediyor ve size bunun pişman olmayacağınız bir karar olduğunu anlatmaya yetiyor.

2 Yorum:

ayasofya dedi ki...

Süpersiniz. Bana mükemmel bir yaılbaşı hediyesi oldu bu.

Merve S. dedi ki...

O zaman size ve ailenize iyi yıllar diliyorum Ahmet Bey.

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;