11 Aralık 2016 Pazar

OKUDUM/İZLEDİM: BOYNUZLAR/HORNS


Uzun zamandan sonra Okudum/İzledim bölümüyle geri döndüm. Bu dönüşün benim için kolay olması amacıyla da okuması ve izlemesi kolay bir şeyler seçmek istedim. Bu yüzden de seçimimi Boynuzlar/Horns’tan yana kullandım.
Boznuzlar; korku edebiyatının efendisi Stephen King’in oğlu Joe Hill’in meşhur bir romanı. Ülkemizde Stephen King romanlarında olduğu gibi oğlu Joe Hill’in kitapları da Altın Kitaplar’dan çıkıyor. Haliyle fiyatı pek ucuz değil. Etiket fiyat 20-25 lira arasında değişiyor yerine göre. Bu arada ben kitabı Hepsiburada’daki günlük bir kampanyayla 8.90’a almayı başaran şanslı azınlıktanım.

Kitap, hayatının aşkı öldürülen ve cinayeti üzerine kalan Ignatius Perrish’in hikayesini anlatıyor bizlere. Ig’in kendini bildi bileli aşık olduğu Merrin’in korkunç cinayeti -ki işin içinde tecavüz de var.- ve tüm bunların onun üzerine kalmasından tam bir yıl sonra, olayın yıl dönümünde Ig bir kopuş anı yaşıyor ve bizler bu kopuş anının ertesi gününde kahramanımızın bir çift boynuzla uyanmasına şahit oluyoruz. İlk başta ne olup bittiğini anlayamayan Ig zamanla boynuzların kendisine ve çevresindekilere etkilerini çözmeye başlıyor. Hiç şüphesiz ki bu etkilerin en büyüğü boynuzların, karşısındaki kişiye sırlarını döktürmesi… Bu sırlara gerçek sırlar da dahil, gizli arzular da, sapkın düşünceler de… Doktoru, kilise rahibi, komşuları, ondan nefret eden insanlar, onu sevdiğini sandığı insanlar ve hatta aile bireylerinin ağızlarından dökülen itiraf ve düşünceler yığınıyla başa çıkmak onun için hiç de kolay olmuyor. Üstelik hiç tahmin etmediği birinin dudaklarından dökülen bir itiraf Merrin’in cinayetinin üzerindeki tüm perdeyi kaldırıyor. O noktadan sonra da Ig’e katili, bir şeytana yakışır bir şekilde cezalandırmak kalıyor.

Kitap akıcı üslubu ve düşmeyen temposuyla beni oldukça tatmin etti. Boynuzlar, Joe Hill’in okuduğum ilk kitabı olduğu için tarzına aşina değilim ama bu bir sorun yaratmadı çünkü yazarın temiz bir dille, akıcı bir şekilde yazdığı roman kendini her türlü okutuyor. Yani türün sevdalılarına ve okumayı planlayanlara tavsiyemdir.

Filme gelirsek… Kitapla aynı adı taşıyan film High Tension, The Hills Have Eyes ve Mirrors gibi filmlerin yönetmeni Alexandre Aja’nın elinden çıkma. Ana karakterimiz Ignatius Perrish’i ise kalplerimizde her zaman “Sağ Kalan Çocuk” Harry Potter olarak kalacak olan Daniel Redcliff canlandırıyor. İşini çok da iyi yapıyor. Ben de dahil çoğu kişi kitabı okurken Ig karakteri için gözünün önüne Daniel’ınkine yakın bir sima getiriyor. Bu yüzden de Daniel filmin hiçbir noktasında eğreti durmuyor. Ayrıca Ig karakterini de oldukça başarılı canlandırıyor. Bunu özellikle kitabı okuyup, karakterin iç dünyasına da şahit olan kesim daha net anlayacaktır.
Filmin konusu da birçok noktada kitapla paralel ilerliyor. Cinayete kurban gitmiş bir Merrin, suçlanan bir Ig, en yakın arkadaş konumunda bir Lee ve müzisyen ağabey Terry… Kitapta olduğu gibi filmde de olaylar bu dört karakter üzerinden ilerliyor. Bununla birlikte filmin kitaptan ayrıldığı birçok nokta var. Bu noktalardan belki de en büyüğü cinayet… Kitapta cinayet gecesi ile ilgili anlatılanlar, o gece olan biten ile filmde olanlar aynı değil. Özellikle olayın Terry ve Lee kısmında ciddi bir değişikliğe gidilmiş ki açıkçası ben bu noktada kitap kurgusunu çok daha fazla beğendim.

Bunun dışında okuyucuyu rahatsız eden ama salt izleyici kitle için pek bir şey ifade etmeyecek olan değişiklikler de bolca mevcut. Kitapta çiğ sarı saçlı ve mavi gözlü biri olarak tasvir edilen Lee’nin filmde esmer bir oyuncu tarafından canlandırılması, Lee’nin kiraz bombası yüzünden bir gözünü kaybetmesi gerekirken filmde iki parmağını kaybetmesi, kitapta Glenna hayatı boyunca Lee’ye aşık bir karakter olmasına rağmen filmde çocukluğundan beri Ig’e aşık olarak sunulması, kitapta olmamasına rağmen filmde ayrılık gecesinde Ig’in Merrin’e evlenme teklif etmeyi planlaması, kanserden ölen kişi Merrin’in kızkardeşi iken filme annesi olarak yansıtılarak anne karakterinin filme hiç dahil edilmemesi ve filmin sonlarına yakın gerçekleşen, kitapta olmayan Lee’nin ihbarıyla Ig’in suçlu ve ölü gösterildiği sahne… Az önce de söylediğim gibi bunlar izleyiciye bir şey ifade etmeyen ama okuyucunun bildiği ve rahatsız edici görebileceği değişiklikler… Şahsen Lee’nin sarışın olmaması ve gözünü değil parmaklarını kaybetmesi beni rahatsız etti.

Film fantastik bir konuya sahip olduğu için haliyle belli noktalarda CGI devreye girmiş. Yılanların olduğu sahneler, Ig’in alev aldığı sahneler ve pek tabii beni çok rahatsız eden şu kanatlı dönüşüm sahnesi… Kitapta Ig’in Merrin’in haçını takıp çıkardığı sahnelerde sadece hissi bir değişim yaşadığını bilirken filmde bunu izleyiciye de göstermek istemişler ki bu noktada da biraz batırmışlar bence. Ig’in haçı ilk taktığı anda boynuzlarından ve yanıklarından kurtulduğu o sahne pek sorun içermiyor aslında. Ama haçı çıkarıp intikama soyunduğu anda gelen o “İşte Ig’in içindeki kalan tüm iyiliği ardında bıraktığı ve içindeki şeytana sarıldığı an” temalı değişim gerçekten berbat. Özellikle de haç çıktığında yalnızca boynuzların ve kızıl teninin yeniden görünür hale gelmesini bekleyen okuyucu için bir anda ortaya çıkan ve daha sonra göğe yükseldiğinde alev alan kanatlar tam bir şok oluyor. Sonrası daha da kötü…  Ortaya çıkan şey yüzüne bakılmayacak türden, ateş, lav, kaya yumağı bir yaratık… Oysa olması gereken boynuzlu, kızıl ve yanık tenli bir Ig… Ama bazen fazla CGI bulduklarında ne yapacaklarını şaşırıyorlar sanırım. Ne diyelim…

Sonuç olarak elimizde keyifle okunabilecek bir kitap ve kitabına konu ve kurgu açısından kısmen sadık, belki okuyucuyu değil ama izleyiciyi büyük oranda tatmin edebilecek bir film var. Henüz Joe Hill ile tanışmamış olanlar kendisine Boynuzlar’ı okuyarak bir şans verebilirler. “Kitabı okumam,” diyorsanız da başlı başına bir film olarak değerlendirildiğinde Horns sizin için eğlenceli bir seyirlik olabilir.

1 Yorum:

Münire Çalışkan Tuğ dedi ki...

Teşekkürler. Kalemine sağlık

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;