30 Aralık 2016 Cuma 0 Yorum

9 CÜMLE: CEZA


“Böylesi daha güzel,” dedi kadın karşısındaki ‘şeye’. Bakışları başının üzerinde bir çift boynuzla karşısında dikilen adama kilitlenmişti. “Seni tamamladı,” dedi. Kendi kendini onaylar gibi başını salladı birkaç kez. Bu onun cezasıydı. Gözlerini kötülük bürümüş olan tüm erkeklerin cezası… Madem kadınlara karşı bu kadar karanlıktı kafalarının içleri, o zaman içlerindeki kötülük dışlarına da yansıyacaktı. Yeni kimlikleri buydu. Birer şeytan…
22 Aralık 2016 Perşembe 2 Yorum

TUHAFİYEDEKİ HAFİYE


Hardal tonlarında koyu sarı bir kapak… Üzerinde gri bir orlon yün… Logosu Ören Bayan sanki… Ama değil. Ve yün yumağının etrafına sıçramış, kırmızının en koyu tonundaki kan… İşte karşınızda TUHAFİYEDEKİ HAFİYE!
Süper minimalist kapağı ve merak uyandıran adıyla ilgi çekici bir kitap var elimizde. Kapağı kaldırıyor, birkaç sayfa çeviriyoruz ve “Ben, Aziz. Hani bildiğiniz, tanıdığınız Aziz. Var ya canım, o Aziz işte,” diye başlıyor roman. Tam da o anda anlıyoruz yazarın bizi eğlendireceğini. Beklediğimiz gibi de oluyor ve kitabın son sayfasına kadar eğleniyoruz.
Romanın ana karakteri anlaşıldığı üzere Aziz. Kendisi ‘Evlat olsa sevilmez,’ dedikleri türden bir zat-ı muhterem. Zaten muhtemelen annesi dışında da seveni yok. Kendinden başkasını düşünmeyen, saygısız, tembel, şımarık ve hayata karşı hiçbir beklentisi olmayan bir adam var karşımızda. Roman da bu adamın ağzından anlatılıyor. Ve biz bunu fark ettiğimiz anda “Eyvah!” diyoruz kendi kendimize. Böyle bir adamın ağzından, amaçsız dünyasının hikayesini dinlemek… Zor iş. Ama öyle olmuyor. Çünkü roman bu ya, bizim gamsız Aziz babasının giderayak ona son kıyağını yapmasıyla bambaşka birine dönüşüveriyor. Biz de romanın başından itibaren elimize verilse de şöyle güzel bir dövüp rahatlasak dediğimiz Aziz’in dönüşümüne an an şahit oluyoruz.
18 Aralık 2016 Pazar 0 Yorum

SİPARİŞ


“Eee, ne yiyoruz?”
Kadın okuduğu kitaptan kaldırdı kafasını. Anlamaz gözlerle karşısındaki adama baktı. Hep aynı soru…
“Eee, ne yiyoruz?”
Uzun zamandır konuşmaları genellikle bu cümleyle başlıyordu ve sonra da pek ileri gitmiyordu. Sanırım artık sadece acıktığında aklına geliyordu adamın. Bir de yatağa girdiklerinde…
Adam beklenti dolu gözlerle bakıyordu. Ama bu bakışlarda onu heyecanlandıran hiçbir şey yoktu. Oysa eskiden o bakışlar karşısında dizleri titrerdi. Hatta bir keresinde en yakın arkadaşına “Bana baktığında dizlerimin bağı çözülüyor,” demişti. Ama o zamanlar başkaydı işte. O bakışlar aşkla, sevgiyle, heyecanla doluydu. Karşısında duran adamın bakışlarında ise bu duyguların hiçbirinden eser yoktu.
‘Acaba başkalarına da böyle mi bakıyor? Artık bende herkes gibi miyim?’ diye düşündü. Masanın üzerinde duran broşüre uzandı. Bu sabah kapıda bulmuştu. Yeni açılan bir kafenin broşürü… Üçe katlanmış, üzerinde afili yemek fotoğrafları olan bir kağıt parçası… Adama uzattı ve onu izlemeye başladı.
Genç adam broşürü eline aldığında yüzünden bir mutluluk dalgası gelip geçti. Broşürü evirip çevirirken gözleri heyecanla parlıyordu. Kadın ister istemez gözlerini devirdi. Belki aptalcaydı ama o an o broşürden daha değersiz hissetti kendini. Adamsa kadının mutsuzluğundan habersiz, bir keyif içinde kaybolmuştu elindeki kağıt parçasında.
“Burası harika bir yer ya!” dedi sonunda. “Baksana körili tavuk da var kajun soslu da. Gerçi sen kajun sevmezsin pek. Ama bak pestolu penne de var. Asıl şuna bak. Waffle var waffle.”
12 Aralık 2016 Pazartesi 0 Yorum

GELİNLİK


“Saçmalık!”
Elindeki dergiyi yere fırlatırken kadının sesi odada yankılandı. “Hem de saçmalığın daniskası. Beni öldürseler bunlarla uğraşmam.”
Karşısındaki kadın gözlerini kırpıştırdı. Yüzünde kırgın bir ifade vardı.
“Niye öyle diyorsun ki? Sen istemez misin evlenmek?”
“Hadi oradan! Sanki beni hiç tanımıyorsun.”
“Tanıyorum elbette ama baksana bir şunlara.” Kadının yere attığı dergiyi almış, bir sayfayı gösteriyordu. “Nasıl da güzeller.” Sonra birden bir şeyi hatırlamış gibi heyecanlandı. “Bence her kadının hayalidir evlenmek.”
“Benim değil. Niye olsun ki? Evlilikte ne var bu kadar büyütülecek, anlamadım.”
Diğer kadın farkında bile olmadan üst dudağını sarkıttı küskün çocuklar gibi.
“Deme öyle.”
“Diyorum işte. Sen de kendine gel artık.”
“Kendimdeyim ben,” derken kadının ses tonu yükselmeye başlamıştı. “Bir şeyim yok benim. İyiyim ben, tamam mı?” Artık bağırmaya başlamıştı.
“Sakin ol. Sana iyi değilsin demedim. Kendine gel dedim.”
“İyiyim ben. Deli falan değilim. İyiyim.” Artık bağırmıyordu kadın. Daha çok kendini ikna etmeye çalışıyor gibiydi.
“Şu dergilere bakmaktan da vazgeç artık. Göz boyamaktan başka bir işe yaramıyorlar.”
“Burada aşkı gösteriyorlar,” diye tısladı kadın. “Görmüyor musun, şu adam kadına nasıl da bakıyor?”
“Aşkı böyle bir şey mi sanıyorsun sen?” Kadının sesi alaycıydı. “Aşk dediğin şey o kadar da özenilecek bir şey değil. Bence böyle çok daha iyisin.”
11 Aralık 2016 Pazar 1 Yorum

OKUDUM/İZLEDİM: BOYNUZLAR/HORNS


Uzun zamandan sonra Okudum/İzledim bölümüyle geri döndüm. Bu dönüşün benim için kolay olması amacıyla da okuması ve izlemesi kolay bir şeyler seçmek istedim. Bu yüzden de seçimimi Boynuzlar/Horns’tan yana kullandım.
Boznuzlar; korku edebiyatının efendisi Stephen King’in oğlu Joe Hill’in meşhur bir romanı. Ülkemizde Stephen King romanlarında olduğu gibi oğlu Joe Hill’in kitapları da Altın Kitaplar’dan çıkıyor. Haliyle fiyatı pek ucuz değil. Etiket fiyat 20-25 lira arasında değişiyor yerine göre. Bu arada ben kitabı Hepsiburada’daki günlük bir kampanyayla 8.90’a almayı başaran şanslı azınlıktanım.

Kitap, hayatının aşkı öldürülen ve cinayeti üzerine kalan Ignatius Perrish’in hikayesini anlatıyor bizlere. Ig’in kendini bildi bileli aşık olduğu Merrin’in korkunç cinayeti -ki işin içinde tecavüz de var.- ve tüm bunların onun üzerine kalmasından tam bir yıl sonra, olayın yıl dönümünde Ig bir kopuş anı yaşıyor ve bizler bu kopuş anının ertesi gününde kahramanımızın bir çift boynuzla uyanmasına şahit oluyoruz. İlk başta ne olup bittiğini anlayamayan Ig zamanla boynuzların kendisine ve çevresindekilere etkilerini çözmeye başlıyor. Hiç şüphesiz ki bu etkilerin en büyüğü boynuzların, karşısındaki kişiye sırlarını döktürmesi… Bu sırlara gerçek sırlar da dahil, gizli arzular da, sapkın düşünceler de… Doktoru, kilise rahibi, komşuları, ondan nefret eden insanlar, onu sevdiğini sandığı insanlar ve hatta aile bireylerinin ağızlarından dökülen itiraf ve düşünceler yığınıyla başa çıkmak onun için hiç de kolay olmuyor. Üstelik hiç tahmin etmediği birinin dudaklarından dökülen bir itiraf Merrin’in cinayetinin üzerindeki tüm perdeyi kaldırıyor. O noktadan sonra da Ig’e katili, bir şeytana yakışır bir şekilde cezalandırmak kalıyor.
0 Yorum

ÖLEN KALBİN CENAZESİ

“Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm?
Ben senin için yaşamayı göze almışım.”

Duvarda gördüğü yazıya istemsizce güldü kadın. Bu tarz yazıları zaten ya bir duvar köşesinde görürdünüz, ya da bir kamyon arkasında. Bazı insanlar böyle ağdalı ama gerçekten uzak şeyleri severdi. Oysa kadın böyle şeylerden hoşlanmazdı. Aslında aşka dair sığ olarak gördüğü birçok şeyden hoşlanmazdı. Ki, ona göre bu da sanırım aşk denilen şeyin %90’ını içeriyordu.
Aslında hep böyle değildi kadın. Aptal cep telefonu mesajlarına eblek eblek sırıttığı, telefon konuşmalarının sonunun “Sen kapat,”, “Hayır, önce sen kapat”larla son bulup, aslında teknik olarak bir türlü son bulamadığı, küçük ve değersiz hediyelerin dünyanın en değerli eşeyi haline geldiği dönemlerden o da geçmişti. Ama şimdi geriye baktığında, tüm bunlar ona çok uzak ve anlamsız geliyordu.
En son altı sene önce yaşamıştı bu anlamsızlık halini. Başkalarına göre sevdiği, kendisine göreyse taptığı bu adam için yaşanmıştı tüm bu saçmalıklar silsilesi. Altı yılını vermişti adama. Yirmi beşine gelmiş bir kadının, on yedisindeki bir genç kız gibi kıkırdamasına, kızarmasına sebep olan bir adama… Öyle bir adamdı ki, gözlerinin içine bakıp “Evlen benimle,” dediğinde kadının kalbinin teklemesine sebep olmuştu. Ve öyle bir adamdı ki, ailesine “İşte hayatımın kalanını bu adamla geçireceğim,” demesinden birkaç gün sonra onu aldatarak kadının kalbini avuçlarının arasına alıp hiç düşünmeden sıkarak patlatmıştı.
Bazen bir şey olur ve hayatınız tamamen değişir. İşte kadının başına gelen de buydu. Artık onun için hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu o da.

 
;