17 Nisan 2015 Cuma 5 Yorum

YOKSUN DİYE




Sen gittin ya, kömür karası içim. Öyle bir kara ki bu, hiçbir ressam boyamamıştır tablosunda böylesini. Hiçbir karanlık böylesine siyah olmamıştır şimdiye dek. Ve hiçbir gece böylesi bir siyaha bırakmamıştır kendini. Sen gittin ya, işte böyle bir kömür karası içim.
Kalbimin etrafı ziftle kaplı sanki. İçimi sarmış, yapış yapış, kömür karası bir zift bu… Öyle koyu, öğle yoğun bir zift ki bu, ne yaparsam yapayım kurtulamayacakmışım gibi geliyor. Bazen ellerimi daldırsam diyorum içime. Çıplak ellerimle kalbimi söküp alıversem bu zifin içinden. Ama yapamam ki. Yokluğun izin vermez ki o kadar güçlü olmama.
Bazı zamanlar içimden, kalbimin etrafından sızmaya başlıyor bu zift. Yukarı doğru çıkıyor ağır ağır. Sonunda da gözlerimi kaplıyor. Sabahları gözlerimi açıyorum ve bu kömür karası ziftin arkasından görüyorum etrafı. “Nasıl bir mutsuzluk bu Allahım?” diyorum. İçim daha da kararıyor etrafımı simsiyah gördükçe. Ve içim karardıkça daha da karanlık oluyor görüşüm.
Hayat bana ağır geliyor. Ağır ve karanlık… Hepsi sen yoksun diye. İçimde bir yerlerde koca bir boşluk var ve sürekli düşüyorum o boşluğa doğru. Düşerken bir yerlere çarpıyorum, canım acıyor, kanıyorum. Kanım bile kömür karası akıyor o anda. İçimdeki zifte karışıyor. Zift daha da koyulaşıyor ve bir pençe gibi kavrıyor yüreğimi biraz daha sıkıca. Görüşüm kararıyor, hayat bana ağır geliyor. Hepsi sen yoksun diye.
Hiçbir kalem yazmadı böylesine bir karayı, biliyorum. Hiçbir terzi görmedi böylesine siyah bir kumaşı hayatında. Ve hiçbir fotoğrafçının makinesine takılmadı böylesine kara bir gölge. Biliyorum. Çünkü sen gittin ya, kömür karası içim.
15 Nisan 2015 Çarşamba 9 Yorum

GÜN GÜZELLEŞTİREN: PLEASE LIKE ME


Bilen bilir, LGBT filmler ve diziler hassas noktamdır. Her ikisine de ayrı ayrı bayılırım. Zaten çoğu kişi de beni ünlü LGBT dizisi Queer As Folk(QAF)'ın çevirilerinden tanır. Elbette Queer As Folk biteli uzun yıllar oldu. Son dönemde de onun yerini almaya aday olduğunu düşündüğüm ve 2. sezonunu oynayan Looking'in iptal haberi geldi. Böylece LGBT alemi bir kez daha dizi konusunda öksüz kaldı.
Tabii aslında durum öyle değil. Çoğu LGBT bireyinin farkında bile olmadığı ve 2. sezonunu deviren bir dizi daha var aslında. Ama dediğim gibi çoğu kişinin bu diziden haberi yok. Elbette bunda en büyük sebep dizinin bir Avustralya dizisi olması. Ülkesinde büyük bir hayran kitlesi olan Please Like Me'den bahsediyorum tabii ki.
Oyuncu, senarist ve openly gay olan Josh Thomas'ın hem yazıp hem de ana karakter olan Josh'ı canlandırdığı dizi tam anlamıyla eğlence dolu bir dizi. Çünkü ana karakterimiz Josh tam anlamıyla sarkastik ve sosyal yetenekleri sınırlı bir arkadaş. Bazen ne konuşacağını bilemezken bazen de kimsenin yüzüne direk olarak söylemek istemeyeceğiniz türden cümleler kurabiliyor. Ama çok tatlı olduğu bir gerçek.
14 Nisan 2015 Salı 0 Yorum

PATATES KIZARTMASI



Yoğun bir güne uyanmaktan oldum olası nefret etmişimdir. Daha gözümü açtığım o anda, her dakikası dolu geçecek o günün yorgunluğu bir anda üstüme çöküverir. Bunun tamamen psikolojik bir durum olduğunu biliyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Özellikle de bu dönemlerde…
Bu aylar kitap fuarlarının arka arkaya dizildiği aylar. Neredeyse her şehirde bir kitap fuarı var. Ve benim için kitap fuarı demek, imza günü demek. Çünkü ben bir yazarım. Hem de en iyisinden… Kendimi övmek gibi olmasın ama işimde bayağı iyiyim. Kitaplarım satış listelerinde çoğu zaman en tepede. Bu da beni bayağı önemli biri yapıyor sanırım.

Kısa bir süre önce yeni kitabım çıktı. Tabii sonuç belli... Şimdiden listeleri alt üst ederek en tepeye tırmandı bile. Oradan inecek gibi de görünmüyor. Dediğim gibi işimde bayağı iyiyimdir. Bunu en son, beni bir alışveriş merkezinde görüp de tanıyan bir hayranımın ağlayarak benimle fotoğraf çekildiği zaman fark etmiştim. Ara ara buna ihtiyacım oluyor. Yani bunun bana hatırlatılmasına… Ünlü insanların egosuna sahibim ben de, ne yaparsınız?
13 Nisan 2015 Pazartesi 5 Yorum

ANNE BEN MANYAK OLDUM!


Hola folks!

Bu aralar birçok şey olmakta hayatımda. Ruhuma seslenen adam, en sevdiğim şarkıcı diyebilecek kadar güvendiğim Sufjan Stevens'ın yeni albümü Carrie & Lowell çıktı. Haliyle duygusal dalgalanmalar içerindeyim. Bilen bilir, Sufjan reis adamı fena çarpar. Nitekim beni de çarptı. O nasıl bir albüm olmuş Sufjan'cığım? Aklım başımdan gitti ve duygudan duyguya sürüklendim durdum.
Bu arada son zamanlarda tutunduğum dizim Looking iptal oldu. Mutsuzluktan ölmek üzereyim ama çok önemli değil. Herhalde ölmem. Ama büyük hayal kırıklığı içindeyim. Hayata ve çevirilere küstüm. Ne var ne yok bıraktım. Üzgünüm Once Upon A Time... Sorun sende değil bende...
Hey, bir de her iki ayak bileğimi de çatlattığım için ayaklarım alçıya alındı. No big deal! Otobüsten düştüm o kadar... İki kez... Aslında bir kez... Aslında biraz karışık... Önce düştüm, sonra iyileşir gibi oldum ama sonra bir daha düştüm ve iyileşemedim. İyileşemediğim gibi diğer ayağımı da alçıya aldılar. Dediğim gibi... No big deal...
 
;