11 Aralık 2016 Pazar

ÖLEN KALBİN CENAZESİ

“Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm?
Ben senin için yaşamayı göze almışım.”

Duvarda gördüğü yazıya istemsizce güldü kadın. Bu tarz yazıları zaten ya bir duvar köşesinde görürdünüz, ya da bir kamyon arkasında. Bazı insanlar böyle ağdalı ama gerçekten uzak şeyleri severdi. Oysa kadın böyle şeylerden hoşlanmazdı. Aslında aşka dair sığ olarak gördüğü birçok şeyden hoşlanmazdı. Ki, ona göre bu da sanırım aşk denilen şeyin %90’ını içeriyordu.
Aslında hep böyle değildi kadın. Aptal cep telefonu mesajlarına eblek eblek sırıttığı, telefon konuşmalarının sonunun “Sen kapat,”, “Hayır, önce sen kapat”larla son bulup, aslında teknik olarak bir türlü son bulamadığı, küçük ve değersiz hediyelerin dünyanın en değerli eşeyi haline geldiği dönemlerden o da geçmişti. Ama şimdi geriye baktığında, tüm bunlar ona çok uzak ve anlamsız geliyordu.
En son altı sene önce yaşamıştı bu anlamsızlık halini. Başkalarına göre sevdiği, kendisine göreyse taptığı bu adam için yaşanmıştı tüm bu saçmalıklar silsilesi. Altı yılını vermişti adama. Yirmi beşine gelmiş bir kadının, on yedisindeki bir genç kız gibi kıkırdamasına, kızarmasına sebep olan bir adama… Öyle bir adamdı ki, gözlerinin içine bakıp “Evlen benimle,” dediğinde kadının kalbinin teklemesine sebep olmuştu. Ve öyle bir adamdı ki, ailesine “İşte hayatımın kalanını bu adamla geçireceğim,” demesinden birkaç gün sonra onu aldatarak kadının kalbini avuçlarının arasına alıp hiç düşünmeden sıkarak patlatmıştı.
Bazen bir şey olur ve hayatınız tamamen değişir. İşte kadının başına gelen de buydu. Artık onun için hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu o da.


Önce şehri terk etti. Başka bir şehir, hem maaşı hem de kıdemi yüksek olan güzel bir iş… Özel bir üniversite… Çevresinde kendi dengi bir sürü insan… Yeni bir hayat, yeni bir sayfa için gerekli olan her şey… Ama buna rağmen bir şeyler eksikti. Uzun süre bunu bulmaya adadı kendini kadın. Ama bulamadı. Bunu ararken ise bambaşka bir şeyi fark etti. Kendisini sürekli izleyen bir çift gözü… Kalabalıklarda kendisini arayan, bulduğundaysa ona hayranlıkla bakan bir çift gözdü bu. Sahibiyse üniversitenin Rusça derslerine giren Raskol adında genç bir adamdı.
Bu hoş adamın varlığını keşfetmesiyle bir şeyler değişti bir an için. Kendini yeniden değerli, yeniden özel hissetti kadın. Bu bakışlar, küçük iltifatlar bir süre için yetti ona. Ama adam fazlasını istedi. Onu yanında istedi. Sonunda da bir gün çıkıverdi kadının karşısına. Şık bir restorandaki bir öğretmenler günü yemeğinde, yalnız bir anında yakaladı onu. Sadece baktı ona. Bir şey söylemedi. Ama zaten o bakışlar her şeyi söylüyordu. Sonra yanağına dokundu. Kadın kızarmayı, utanmayı bekledi. Hiçbir şey olmadı. Adam usulca uzanıp öptü kadını dudaklarından. O anda dünyasının değişmesini diledi kadın. Ama hiçbir şey olmadı. Ne kalbi tekledi, ne midesinde kelebekler uçuştu, ne de kulakları uğuldadı nabzının sesinden. Hiçbir şey… Kadın yavaşça itti genç adamı. “Özür dilerim,” diye fısıldadı. “Ben… Çok üzgünüm.
Restoranın tuvaletine attı kendini kadın. Aynaya dikti gözlerini ve makyajıyla karışan gözyaşlarının yüzünde çizdiği siyah yolları izledi. Bu gözyaşları, farkında bile olmadığı bir ölüm için dökülüyordu. Bundan yıllar önce gerçekleşen ama yeni fark ettiği bir ölüm için… Kalbinin ölümü için… O anda geç kalınmış bir cenazede olduğunu fark etti kadın. Ölen kalbinin cenazesinde gözyaşlarını akıtıyordu. Bu beden bir mezardı işte. Ölü kalbinin mezarı… Kalbi bedeninde çürümüştü son birkaç yıl boyunca. Kadın bunu fark etmemişti bile. İşte şimdi aynanın karşısında, geç kalınmış o cenazenin başında matemini tutuyordu. Sonunda oradan çıktığındaysa artık başka biriydi kadın. Kalbinin yerinde çürümüş, kurumuş, kemikleşmiş bir et parçası taşıdığını bilen biriydi artık.

Kadın bundan sonraki yıllarını bunun bilinciyle yaşadı. Ölüm ona, diğer insanlara yaptığından çok daha farklı bir şekilde dokunmuştu. Tam da bu sebeple, yatağına yattığı her gece kollarını ölü kalbinin mezarı olan bu beden dolardı. Kimsenin onu görmediği belki de tek an olan bu zamanlarda matemini sürdürürdü. Sonuçta sürekli yanınızda gezdirmek zorunda kaldığınız bir ölü için yas tutmaktan başka bir şey gelmezdi elinizden. Özellikle de o ölü, kalbinizin ta kendisiyse…

0 Yorum:

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;