21 Eylül 2015 Pazartesi

GÜVERCİN


Önündeki karmaşa yığınına baktı Asuman. Renk renk, boy boy boncuklar masanın üzerinde görsel bir karmaşa yaratmıştı. Adeta bir renk cümbüşü vardı önündeki tabloda. Kimilerinin kafasını karıştırsa, göz zevkini bozsa da çok az kişi biliyordu ki, bu karmaşa onun kurtuluşuydu.
Önündekilere baktıkça yüreğinde çiçekler açıyordu genç kadının. İçinde bir yerlerde hapsolmuş olan güvercinler kafeslerinden kurtuluyor, özgürlüklerine doğru uçuyorlardı. Çünkü o da aynen böyle yapmıştı. Kafesinden kurtulmuş, özgürlüğüne uçmuştu. Yani bu boncuk yığınına…
Avukattı Asuman. Ağır ceza avukatı… Nerede pislik insan varsa hepsi etrafına toplanmıştı. Hırsızlar, katiller, dolandırıcılar… Yirmi beşinden beri onlarla uğraşıyordu. Zordu. Çok zor… Özellikle de onun gibi hayata karşı naif bir duruşu olan biri için.
Zamanla kirlenmeye başladığını fark etmişti Asuman. İçindeki masumluğun yok olmaya, naifliğinin onu terk etmeye başladığını görmüştü. Bu onu korkutmuştu. Ölesiye korkmuştu hem de. Hayata karşı gurur duyduğu o duruşu vardı elinde bir tek. Onu da kaybederse neyi kalacaktı ki?

Otuz dördüne geldiğinde artık kendini elli yaşında hissediyordu genç kadın. Gerçi bedeni hala yirmilerindeydi. Minyon yapısı yaşını gizliyordu. Peki ya ruhu? Otuz dört yaşındaki kadının ruhu ellisine dayanmıştı. İçten içe yaşlanıyor, ağrıyor, acıyordu o ruh. Bazen kanıyordu hatta. Derinlerde bir yerde o kanamayı hissediyordu Asuman. O anlarda tek istediği şey ruhunu kurtarmak oluyordu.
Bir gün, yeni çıktığı bir cinayet davasının hemen ardından bir şeyler vurdu genç kadını. O anda tek istediği ruhunu kanatlandırmaktı. Bunun için de yapması gereken şey belliydi. En yakınındaki çöp konteynırına gitti Asuman ve elindeki cübbeyi bırakıverdi içine. Cübbenin ağırlığıyla birlikte içindeki ağırlığın bir kısmının da yok olduğunu hissetti.
Evine gitti, yatağına bıraktı kendini. Biraz yattı, tavanı seyretti boş boş. Sonra kalktı, internetten kendine bir uçak bileti aldı. Eşyalarını topladı, ardından da bir taksiye atlayıp havaalanına gitti. Bodruma giden uçağa giderken bir an bile arkasına bakmadı.
Şimdi asma yapraklarıyla çevrili bir çardağın altında oturuyor Asuman. Evinin bahçesindeki çardağın altında… Her sabah kahvaltısını yapıyor bu çardakta ve sonra seriyor boncuklarını masaya. Önce mumlu ipe dizmeye başlıyor onları. Sonra da boncuklu ipleri örüyor ince ince. O boncuklar birkaç dakika içinde rengarenk bileziklere dönüşüyor. Birilerinin bileklerini saracak bileziklere... Kimse bilmez ama başkalarının bileklerinde süs olan bu bilezikler onun hayatında birer anahtar oluyor. Kafesini açan ve ruhunun güvercinlerini özgürlüğüne yollayan birer anahtar.

1 Yorum:

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;