13 Nisan 2015 Pazartesi

ANNE BEN MANYAK OLDUM!


Hola folks!

Bu aralar birçok şey olmakta hayatımda. Ruhuma seslenen adam, en sevdiğim şarkıcı diyebilecek kadar güvendiğim Sufjan Stevens'ın yeni albümü Carrie & Lowell çıktı. Haliyle duygusal dalgalanmalar içerindeyim. Bilen bilir, Sufjan reis adamı fena çarpar. Nitekim beni de çarptı. O nasıl bir albüm olmuş Sufjan'cığım? Aklım başımdan gitti ve duygudan duyguya sürüklendim durdum.
Bu arada son zamanlarda tutunduğum dizim Looking iptal oldu. Mutsuzluktan ölmek üzereyim ama çok önemli değil. Herhalde ölmem. Ama büyük hayal kırıklığı içindeyim. Hayata ve çevirilere küstüm. Ne var ne yok bıraktım. Üzgünüm Once Upon A Time... Sorun sende değil bende...
Hey, bir de her iki ayak bileğimi de çatlattığım için ayaklarım alçıya alındı. No big deal! Otobüsten düştüm o kadar... İki kez... Aslında bir kez... Aslında biraz karışık... Önce düştüm, sonra iyileşir gibi oldum ama sonra bir daha düştüm ve iyileşemedim. İyileşemediğim gibi diğer ayağımı da alçıya aldılar. Dediğim gibi... No big deal...


Elbette fırsatları değerlendirmeyi bilen biri olarak bu sakatlık süresini bol bol okuyarak değerlendirdim. Tabletimde okunmayı bekleyen 14998847 adet ebook dururken geç bile kalmıştım zaten. Benim Hüzünlü Orospularım (Marquez), Aile Çay Bahçesi (Yekta Kopan), Venedikte Ölüm (Thomas Mann) ve Dönüşüm (Kafka) ilk anda erittiklerim. Onun dışında uzun zamandır gittiğim her yere taşıdığım tuğla gibi kitabım Kinyas ve Kayra'yı da yarıladım. Ama daha da önemlisi bol bol yazdım. Zaten oturduğunuz yerden kalkmanız yasak olduğunda okumak ve yazmaktan başka yapacak fazla bir şeyiniz olmuyor.
Tabii bir de izlemek... Onu da yaptım elbette. Birikmiş diziler ve filmleri eritmek için bir fırsat olarak gördüm bu aralığı. Yeni sezonuna hiç başlamadığım Banshee'nin on bölümünü birden arka arkaya izleyerek beyin hücrelerimin bir kısmını yaktım. Aynı muameleyi Gotham ve Shameless'a da yaptım tabii. Sonunda kulaklarımdan dışarıya yanık kokuları sızmaya başlayıncaya kadar yaptım bunu... Sonra pişmanlık elbette. Baş ağrıları, ağlamalar falan filan...
Sonra baktım olmuyor böyle. Ben hareketsizce oturmaya, oturduğum yerde bir şeyler yapmaya çalışmaya alışık insan değilim. Vücudum buna alışsa da ruhum itiraz eder buna. Nitekim de öyle oluyor ve bir süre sonra sabah akşam içtiğim antidepresanlar, lamotrijinler ve aripirazoller işe yaramamaya başlıyor. Sonuç; en hafifi ağlamalarla geçen en ağırı krizlerle patlak veren ataklar... Bilen biliyor, boş durmak bana hiç iyi gelmiyor.


Ayrıca bir süredir bir çıkmaz içerisindeyim. Bilen bilir, sinema benim için bir olmazsa olmaz. Ama sadece izlemek değil bahsettiğim şey... Üzerine konuşmak, alt metinlerini çözümlemek, detaylandırmak... Bunlar bir filmi izledikten sonra yapmaya bayıldığım şeyler. Ve gittiğim Yaratıcı Yazarlık Atölyesi'nin bağlı olduğu Aydili Sanat Vakfı'na ait bir Film Okumaları Dersi mevcut. Her hafta bir yönetmen ve ona ait seçme birkaç film seçiliyor, o hafta herkes evinde o filmleri izliyor ve sonra ders günü o filmlerin çözümlemeleri yapılıyor. Yani muazzam bir şey... Tam benlik... Ama sorun şu ki dersler çarşamba günleri ve aynı gün benim yüzme derslerim var. Alçı sonrası kas kaybı sebebiyle katılmak zorunda olduğum dersler... Bu yüzden de bir süredir çok mutsuzum. Gerçi zaten genel olarak mutsuzum ama bunun da ekstra bir etkisi oldu. Kısacası bu aralar ta anlamıyla delileri oynuyorum.
Gezdiğim gördüğüm yerleri, okuduğum kitapları, izlediğim filmleri anlatmak istiyorum ama son zamanlarda kendimi o kadar mutsuz hissediyorum ki, tek yapabildiğim mutsuzluğumdan dem vurmak... İçimdeki karanlık hep bunlara sebep. Yani suçlusu ben değilim. Suçlusu kalbimi saran o zift... Şu an için de bu konuda yapabileceğim bir şey yok sanırım. Elimden tek gelen bu ziftin dağılıp gitmesini beklemek...

5 Yorum:

İçimden Anılar dedi ki...

Kinyas ve kayra'yı merak ediyorum Hakan Günday kitaplarını çok seviyorum:) az'ı okuyorum şu an

Merve S. dedi ki...

Ben henüz hiç Hakan Günday okumadım. Aslında yerli edebiyat ile pek aram yoktur. Ama yeni yeni başladım yerli yazarlara da ve Yeraltı Edebiyatı'nı çok sevdiğim için Hakan Günday okumaya başladım. Başlarken de yazım sırasına göre okumak istedim ve bu yüzden de ilk kitabı Kinyas ve Kayra ile başladım. Şu an için kitabın yarısından fazlasını okudum ve şahane gidiyor.

İçimden Anılar dedi ki...

Murat Uyurkulak, Emrah Serbes bu ikisini de tavsiye ediyorum o zaman sana :)

Merve S. dedi ki...

Emrah Serbest listemde var ama açıkçası Murat Uyurkulak'ı hiç duymamıştım. Sadece Goodreads nedense bana sık sık Tol diye bir kitabı tavsiye ediyordu listelerime göre. Ben de hep merak ederdim neyin nesidir bu kitap diye. :)

İçimden Anılar dedi ki...

Tol kitabını biliyorum ve evet listende olmalı :)

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;