15 Şubat 2015 Pazar

OKUDUM & İZLEDİM: KEMİK TORBASI / BAG OF BONES


İlk gençlik dönemlerimde, yani delicesine kitap okumaya başladığım dönemde benim için çok özel birkaç yazar vardı ve o yazarların tüm kitaplarını sırayla okumayı kendime bir görev bellemiştim adeta. Stephen King de o yazarlardan biriydi. Hatta King'in "O" yani nam-ı diğer IT adlı kitabıyle da bu sayede tanışıp aşık olmuşumdur.
Kemik Torbası da o yıllarda aldığım ve tamı tamına dört kez başladığım ama bir türlü devamını getiremediğim tek Stephen King kitabı olma başarısına erişen tek kitaptı. Bu kitapta diğer King kitaplarında olmayan bir şey vardı. O da eksik olan dinamikti. Belki de akmayan tek Stephen King kitabı olmaya adaydı Kemik Torbası. İlk yüz sayfayı aşmayı bir türlü becerememiş, bir noktadan sonra da pes etmiştim.
Sonra kitabın televizyon uyarlaması çıktı piyasaya ve bu beni bir miktar heyecanlandırdı. Çünkü bir kitabı okumayı ve ardından da filmini/dizisini izlemeyi çok severim ve Bag Of Bones'u izlemeden önce de aynı şeyi yapmak istiyordum. Bu yüzden de beşinci kez başladım kitaba ama bu sefer de başarılı olamadım. O ilk yüz sayfa bir türlü aşılmıyordu işte. Böylece bir kez daha pes ettim.
Ve birkaç ay önce artık kütüphanemdeki okunmamış kitapları bitirmeden kendime yeni kitap almayacağıma dair bir karar verdikten sonra bu kararıma ilk olarak senelerdir kütüphanemde bekçilik yapan Kemik Torbası ile başlamaya karar verdim. Ve bu sefer büyük bir azimle de olsa ilk yüz sayfayı aşmayı başardım.


Bitmeyen Kitap Yapmışlar.
Kitap Michael (Mike) Noonan adlı cinayet romanı yazarının, karısı aniden ve sebepsiz yere öldükten sonra üç yıl boyunca yaşadığı durgunluk dönemini atlatmak için gittiği, Sara Laughs adını verdikleri yazlık evlerinde yaşadıkları korku dolu(!) hikayesini anlatıyordu.
Kitaba altıncı kez başladıktan ve ilk yüz sayfayı aşmayı başarıp azimle devam ettikten bir süre sonra aklımdan geçen tek şey şuydu. "Bitmeyen kitap yapmışlar." Gerçekten de sanki kitap okumama rağmen bitmiyor, ilerlemiyordu ve sanki ben hiçbir aşama kaydedemiyordum. Sanki her şey bir kamera şakasından ibaretti ve ben saatlerce okuduğumu hissetsem de elli sayfadan fazla ilerleyemiyordum. Çünkü kitap ilerlemiyor, başta da dediğim gibi akmıyordu. Buna rağmen pes etmedim.
Ve sonunda beş yüz sayfalık kitabın son iki yüz sayfasına geldiğimde bir şeyler değişmeye, kitap hareketlenmeye ve son yüz sayfaya girdiğimdeyse kitabın dinamiği tavan yapmaya başlamıştı. Aylarca uğraşıp ilerlediğim üç yüz sayfadan sonra kitabın kalanını iki günde tamamlamamın sebebi de buydu.


İki bölüm olarak yayınlanan mini dizi Bag Of Bones'a gelirsek...
Dizide ana karakterimiz Michael Noonan'ı oldukça yaşlanmış bir Pierce Brosnan canlandırıyor. Açıkçası karaktere oturmuş mu derseniz, ilk bakışta Mike karakterine kendisini yakıştıramamış olsa da izledikçe kendisinin doğru seçim olduğunun farkına vardım.
İki bölümlük dizinin ilk bölümü Mike'ın karısı Jo'yu kaybedişi, onun acısıyla başa çıkma çalışmaları, Dark Lake'deki yazlık evlerine gitmesi, bir diğer ana karakter olan Mattie ile tanışması ve yazlıkları Sara Laughs'a da adını veren Sara Tidwell'in kimliği keşfetmesini anlatıyor. Ve pek tabii Jo'nun yazlık evdeki varlığını... Bu ilk bölüm kitabın o bitmek bilmeyen ilk iki yüz sayfasını içeriyor ve haliyle ikinci bölüme göre çok daha ağır ilerliyor. Buna rağmen izlemeye değer bir seyirlik.
İkinci bölüme gelirsek, işte o bambaşka bir konu...
Mini dizinin ikinci bölümü ilk bölüme göre çok daha hareketli. İlk bölümde anlamlandıramadığımız birçok olayın yavaş yavaş çözüme kavuştuğu ve aksiyonun, daha da önemlisi gerilimin sürekli arttığı bölüm bu. Bölümdeki bir çok şey de kitapta okurken hayal ettiğimiz gibi. Mesela Mike'ın bir rüya/gerçeklik karmaşasında yaşadığı şu panayır görüsü... Kitapta kesinlikle gerilerek okumuştum ve dizide de olması gerektiğine inanıyordum. Nitekim sirk sahnesi, birçok değişiklik ve eksiklikle dolu olsa dahi bölüme eklenmişti ve bu oldukça hoşuma gitti. Elbette gönül isterdi ki samanlık yerine korku tünelinde geçsin ve uyandığında Kyra'nın kurdelesi Mike'ın bileğinde olsun. Ama sanırım elimizdekiyle yetinmek zorundayız.


Bölümle ilgili elbette hoşnutsuzluklarım var. Aslında bu hoşnutsuzluk genel olarak diziyle ilgili. 500 küsür sayfalık yoğun bir romanı birer saatlik iki bölümden oluşan bir diziye sığdırmak başlı başına yanlış bir hareket. Bir çok ayrıntı, kitapta severek okuduğumuz ve önemli olduğunu düşündüğüm bir çok olay, sırf kitabı iki bölümlük bir diziye sığdırabilmek adına kurban edilmiş. Mesela Mike ve Mattie arasındaki yakınlaşma çok üstünkörü geçiştirilmiş. Bir bakıyorsunuz sadece birbirlerini yeni tanıyan iki kişiler, bir bakıyorsunuz bir anda flört içerisindeler. Aralarındaki o yakınlaşma aşaması direk atlanmış ki bu da rahatsız edici olmuş. Korkunç fırtına sahnelerinin ise prodüksiyonu ucuza getirmek için basit bir yağmurla geçiştirmeleri sinir bozucu. Dediğim gibi hep bunlar bu kadar kalın bir kitabın iki saate sığdırılmasının suçu.


Dizi iyi bir uyarlama olsa da bazı değişiklikler yapılmamış değil ve ben bu değişikliklerin çoğundan hoşlanmadım. Mesela hikayeyi ilginç kılan en önemli şeylerden biri olan Mike'ın rüyaları birçok açıdan değiştirilmiş ve üzerinde oynanmış ama bu, rüyaların kitapta verdiği o ürkütücü etkiyi azaltmış. Ayrıca dizinin ana karakterlerinden biri olan Mattie Davore'un hikayesinde yapılan değişiklik -kızını kurtarmak için kocasını öldürmek zorunda kalması saçmalığından bahsediyorum- kesinlikle gereksiz ve hatta okuyucu için rahatsız edici bir değişiklik olmuş. Sara Tidwell'in oğlu neden bir kıza dönüştürülmüş bunu anlamadım. Lanetin kız çocukları etkilemesi gibi bir kurgu yaptıkları için değiştirilmiş ama böyle bir kurguya gerek var mıydı ki? Bence gereksiz bir değişiklik olmuş ve bu da hoşuma gitmedi.
Sonuç olarak Bag Of Bones'a bir kitap uyarlaması olarak bakarsak orta karar bir uyarlama iken, diziyi başlı başına değerlendirecek olursak da iki saatlik B tipi bir korku/gerilim filmi diyebiliriz.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;