22 Ocak 2015 Perşembe

YASAK



Bakıcı hareketsiz şekilde uyuyan küçük kıza son bir kez daha baktıktan sonra kapıyı kapattı ve kendi kendine gülümsedi. Uzun zamandır bu anı bekliyordu. Evde yalnızdı ve bu da kafasındaki şeyi yapmak için bulunmaz bir fırsattı.
Sessizce merdivenleri çıkarken, yaptığı şeyin yasak oluşunun getirdiği heyecanı, adrenalini hissediyordu. Evet, bu yasaktı. İşe başladığı gün dul babanın ona söylediği ilk şey buydu. Tavan arası kesinlikle yasaktı. Oraya girmek yasaktı, oraya yaklaşmak yasaktı. Hatta muhtemelen orayı düşünmek bile yasaktı. Buna rağmen o, tüm bu yasakların çekiciliğine kapılmıştı ve şimdi merdivenleri çıkıyordu işte.
Tavan arasına açılan kapının önüne geldiğinde kendi kalp atışlarının sesini duyabiliyordu neredeyse. Çok kısa bir an için vazgeçmeyi düşündü orada dikilirken. Ama o an birkaç saniye kadar sürdü ve geçip gitti. Bu hissin kaybolmasıyla birlikte eli cebine gitti ve uzun uğraşlardan sonra bulmayı başardığı anahtarı çıkardı. Avucunda duran anahtarın verdiği o soğuk his, durumu daha gerçek kılıyordu. Tuttuğu nefesini sesli bir şekilde verirken hazır olduğunu hissetti ve anahtarı kilide soktu. Yavaş yavaş anahtarı çevirirken artık eskisi kadar tedirgin olmadığını fark etti. 
Kapıyı araladığında yüzüne bir küf kokusu çarptı. Bir de anlamlandıramadığı ağır bir koku… Bu koku onu içeri girmemeye ikna etmeye çalışıyor gibiydi ama bu, genç kadını engellemedi. Sessiz ve ürkek adımlarla içeri girdi.
İçerisi oldukça temizdi. Düzenli olarak temizleniyor gibi görünüyordu. Hiç girilmeyen, hatta girilmesi yasak olan bir yer için fazla temiz bir alandı. Yine de bu onu ilgilendirmezdi. Onu ilgilendiren şey bu tavan arasının neden yasak olduğuydu. Daha da önemlisi burada saklı olan şey neydi? İşte asıl soru buydu ve kadın bu sorunun cevabını öğrenmek niyetindeydi.
Etrafa göz atmaya başladığında yan yana dizilmiş birkaç sandık gördü. Aslında tam olarak altı adet sandık vardı ve her sandık birer asma kilitle kapatılmıştı. Sandıklara iyice yaklaştığında üstlerine kazınmış olan yazıları gördü. Bir maket bıçağı ya da çakı gibi bir şeyle, özensiz bir şekilde yazılmıştı yazılar ve okunması zordu. Ama imkansız değildi. Bu yüzden de kadın elindeki feneri sandıklardan birinin üzerine doğrulttu ve yüzünü iyice sandığa yaklaştırdı. Üzerinde bir kadın ismi yazıyordu. Zeynep…
Bunun bir anlamı yoktu. Bu yüzden de bir sonraki sandığa geçti ve onun üzerindeki yazıya baktı. Burçin… Bir sonrakinde de bir kadın ismi yazıyordu. Elif… Ve sırasıyla İdil, Cemre, Buse… Altı sandıkta da kadın isimleri yazıyordu ve bu isimlerden hiçbiri bir şey ifade etmiyordu. Buse dışında hiçbiri… Baktığı çocuğun yani Ayaz’ın birkaç kez nefretle bahsettiği bir isimdi Buse… Kendinden önceki bakıcı…
Belki de bu isimler kendinden önceki bakıcıların isimleriydi ve bu sandıklar da onlara aitti. Ayrılan bakıcılara ait kalan eşyaları bu şekilde saklıyordu belki de dul adam. Gerçi bu biraz sapıkçaydı ona göre ama adam bunu masumca bir şey olarak görüyordu muhtemelen. Adamı yargılamak ona düşmezdi. Bu yüzden de sandıklarla es geçerek fenerini odanın içinde gezdirmeye başladı.
Tavan arasında sandıklar dışında pek bir şey yoktu. Üzeri çizik ve kesiklerle dolu eski bir masayla, ona pek de uymayan metal bacaklı bir sandalye… Başka da bir şey yoktu. En azından ilk başta ona öyle görünmüştü. Ama feneri odada birkaç tur gezdirdikten sonra sonunda duvarda asılı olan panoyu fark etti genç kadın.
Karanlık odada ilerledi ve panonun önünde durdu. Feneri panoya doğrulttuğundaysa şaşkınlıkla nefesini tuttu. Pano onun fotoğraflarıyla doluydu ve bunlar bu evin içinde geçirdiği zamanlarda çekilmiş olan fotoğraflar değildi. Çalışma saatleri dışında kalan anlara, evin dışında geçirdiği zamanlara ait fotoğraflardı. Sokakta, arkadaşlarıyla bir kafede, bir alışveriş merkezinde alışveriş yaparken ya da erkek arkadaşının evinin balkonunda onunla otururken çekilmiş fotoğraflar… Şaşkınlıkla birkaç adım geri gidince sandalyeye çarptı ve henüz farkına varmadığı bir şey gürültüyle düştü sandalyenin üzerinden. Bir sandık…
İçinde bir an önce buradan çıkması gerektiğine dair bir his büyüyordu. Yine de aynı oranda bir merakla sandığa yöneldi. Fenerini sandığa doğrulttuğunda bir anda dehşete kapıldı. Üzerinde bir isim yazıyordu. Serra… Bu onun adıydı.
Genç kadın korkuyla kapıya doğru ilerlerken odadaki kokudan iyice rahatsız olduğunu fark etti ve aynı anda gerçek yüzüne vurdu. Kapıyı açmaya yönelirken bunun ne kokusu olduğunu da, muhtemelen sandıkların içinde ne olduğunu da bildiğini fark etti. Bunun dehşetiyle aralık kapıyı açarken dikkatli değildi. Eğer biraz daha dikkatli olsaydı, merdivenlerden gelen ayak seslerini de duyardı, kapının önünde dikilen adamı da görürdü. Ama yeterince dikkatli değildi ve hayatına mal olacaktı. Neyse ki cesedi açıkta kalmayacaktı. Ne de olsa onun için de bir sandık vardı. Üzerinde adının yazılı olduğu, ona özel bir sandık… Bir kadın başka ne isterdi ki?

0 Yorum:

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;