19 Haziran 2014 Perşembe 2 Yorum

BU SAATLER BANA YETMİYOR!



Arka planda Sigur Ros'tan Ekki Mukk çalıyor ve ben yine isyandan isyana sürükleniyorum. Çünkü bu saatler bana yetmiyor! Yapmam gereken, yapmayı istediğim çok fazla şey var ama bu saatler bana yetmiyor! Ayak parmaklarımdan kafamdaki saç tellerinin en uç noktasına kadar planlarla, fikirlerde doluyum ama bu saatler bana yetmiyor işte, YETMİYOR!
Çoğu zaman yorgunluktan pert olmuş bir şekilde kafamı yastığa koyarken günlerin birkaç saat daha uzun olmasını diliyorum. Ya da yalnızca bir saatlik bir uykunun vücudumuzu ayakta tutacağı, yeterli geleceği günlerin gelmesini istiyorum. Tabii şu an için sadece bir hayal ama bir kız hayal kurabilir, değil mi?
Bugün bir arkadaşıma yarından itibaren Başka Sinema'da Xavier Dolan'ın yeni filmi Tom a la Ferme'in gösterilmeye başlayacağını ama benim hala Laurence Anyways'i izleme fırsatı bulamadığımı söylüyorum. Ve şaşkınlıkla "Neyi bekliyorsun ki?" diyor. Gerçekten de neyi bekliyorum ki?
Sanırım hayatın bana bir sürpriz yapıp artık günlerin normalden 2 saat daha uzun olduğunu söylemesini bekliyorum. Çünkü başka türlü istediğim hiçbir şeyi yapamayacakmışım gibi geliyor.
Bazen abarttığımı düşünüyorum ama sonra bir bakıyorum beni bekleyenlere... Daha ilk beş bölümünü yazdığım bir kitap, daha ilk birkaç sahnesini yazdığım bir oyun, okunmayı bekleyen bir kütüphane dolusu kitap ve koca bir bilgisayar klasörü dolusu e-book, izlenmeyi bekleyen bir dolap dolusu DVD ve 3 bilgisayar klasörü dolusu film...
 
;