2 Ocak 2013 Çarşamba

FİLM FIRTINASI: TAKE THİS WALTZ


Film Fırtınası bölümü için daha önce şöyle bir tanım sarf etmiştim. 'Oscar şansı olmayan, iyi olan ama aklımı başımdan almayan filmler için bir bölüm...' Bölümü bu şekilde adlandırdıktan sonra Take This Waltz'ı bu bölüm altında ele almak haksızlıkmış gibi geliyor bana aslında.

Tanıma bakarsak, Oscar şansı olmayan diye başladığımı görüyoruz ve Take This Waltz'ın bir Oscar şansı gerçekten de yok. Peki hak etmediğinden dolayı mı? İşte bu konuda biraz duruyorum çünkü film birçok dalda Oscar'ı hak eder nitelikte ama işte çoğu bağımsız yapımın kaderini yaşamaya mahkum Take This Waltz da...

Bir kere filmin en büyük artısı Michelle Williams... Artık hemen hemen herkes Williams'daki cevherin farkında. Kendisi, ilk gençlik yıllarımın favori dizisi Dawson's Creek'in en sevdiğim ikinci -birincisi Pacey idi- karakterini, Jen'i canlandırdığı yıllardan beri benim için yeri özel oyunculardan biri olmuştu ve her geçen gün oyunculuğunda bambaşka yerlere geldiği de ortadaydı. Blue Valentine'le yaptığı büyük çıkıştan sonra bir daha yıldızının sönmeyeceğini anlamıştım ve My Week With Marilyn'deki hakkı yenmiş performansıyla da hakkındaki düşüncelerimi kanıtladı. Öyle ki Oscar gecesi Meryl Streep'e ilk kez nefret beslememesebep olmuştu içimdeki Michelle Williams sevgisi. Ki kendisi, Take This Waltz'da da Margot karakteriyle harikalar yaratıyor.


Kısaca bahsedecek olursak film, sürekli birbirlerine 'Seni Seviyorum,' diyen ama bu sevgiyi yüzeysel olarak yaşayan, artık monotonlaşmış bir evliliğin çatırdayışını gözler önüne seriyor. Bu çatırdayış anını hızlandıran bir de faktör var elbette. Uçakta tanışılan yakışıklı komşu...

Tavuk yemekleri üzerinde uzmanlaşmış bir koca olan Lou'yu ve haliyle karakteri canlandıran Seth Rogen'i film boyunca parçalamak istedim ilgisizliğinden dolayı. Gerçi tam olarak da ilgisizlik denemez buna. Seks de dahil her şeyin monotonlaştığı bir ilişkide, hayatta birçok şeyden korkan obsesif karısı Margot ile ne yapması gerektiğini bilemiyor gibi Lou. Yine de Margot'un çabalarının geri tepmesine sebep olan hareketleriyle onu, yakışıklı komşu Daniel'a iten kişinin Lou olduğunu inatla savunuyorum. Zaten Seth Rogen'i de öyle çok sevmem. Oyuncuya göre karakter yargılamak pek doğru olmasa da yine de Lou karakterini pek sevmediğimi söylemek zorundayım.


Filmde izlemeye doyulamayan çok başarılı sahneler var ve bunlara değinmeden geçemeyeceğim. Mesela Margot ve Daniel'ın havuz sahneleri... O kadar huzur verici ve aynı zamanda o kadar tedirgin edici ki... Ve lunapark sahnesi... Müziğin başladığı andan itibaren tedirgin edici ve beklenti dolu bir sahne izliyorsunuz ve içinizde hep 'Hadi ama' beklentisiyle, yerinizde duramaz şekilde izliyorsunuz sahneyi.

Filmin adı Take This Waltz olunca ister istemez sadece gözünüzü değil kulağınızı da dört açıyorsunuz Leonard Cohen'in Take This Waltz'ını bir sahnede duyabilmek için. Ve pek tabii şarkı, filmin en çok beklenen ve benim en çok hoşuma giden sahnelerinden birinde, Daniel ve Margot'un sonunda(!) bir araya geliş anında çalmaya başlıyor.


Film birçok açıdan başarılıyken mesaj verirken insanı biraz kırıyor çünkü Daniel ve Margot'un ilişkisinin ilerleyen sekanslarıyla bize şunu gösteriyor: "Her ilişki monotonlaşmaya mahkumdur." Ve bu acı gerçek ister istemez seyirciyi huzursuz ve mutsuz ediyor. Şahsen ben film bittiğinde Margot ve Daniel'ın sonsuza kadar mutlu yaşamadığı, ikinci bir Margot ve Lou vakasıyla karşı karşıya kalacağımız gerçeğinden rahatsız oldum. Ama tabii bu rahatsızlık filmin başarısızlığı değil, aksine seyirciye vermesi gereken duyguyu doğru şekilde verdiğinin başarısıdır.

Sonuç olarak Oscar'da ya da birçok festivalde görmezden gelinse de karşımızda oldukça başarılı ve takdire şayan bir film var. Bilginize...

3 Yorum:

Sezer Çiçek dedi ki...

Ben de konuşayım...

Film boyunca Margot'a sadakatsizliğinden ötürü uyuz oldum. Lou, bence filmin en adam gibi adamıydı. Dönmesi için yalvararak kendini küçük düşürmeyişinden epey etkilendim. Daniel'ın da o kadar şeye rağmen hala Margot'un peşini bırakmamasına kıl oldum. Filmi izlerken fazlaca uyuz oldum yani, evet. Ayrıca yukarıdaki analiz ve sondaki yorum da pek güzel olmuş. Artık susayım.

Kırsalda Tıp Okuyan Gay dedi ki...

Harika bir film bence. Margot'a hiç de uyuz olmadım ben. Hatta bol bol kendimi buldum. Hepimiz biraz daldan dala değil miyiz aşk konusuna gelince? Ben şahsen gün içinde 10 kere aşık oluyorum; okulda, metroda, spor salonunda, sinemada... Asdfg. Bende bi' sorun olabilir gerçi onu fark ettim. Susuyorum.
İzleyin ama filmi.

Adsız dedi ki...

tavukçuyu bırakıp çekçekçiye gitti, evet bu.
çekçekçi çocuğun yakışıklı olma ve ağzı laf yapmadan gayrı nesi var? üzerinde az durulmuş bir karakter.
evet tavukçu mallıkta sınır tanımıyor o ayrı.
ama sonuçta 5 yıllık evliliği böyle bitiren bir kıza ne denir bilmiyorum.
filmin ışık ve renklerine bayıldım.

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;