28 Aralık 2012 Cuma 0 Yorum

FİLM FIRTINASI: JESUS HENRY CHRİST


Oscar adaylarının açıklanmasına her geçen gün biraz daha yaklaştığımız şu zamanlarda kendi izleme listesini oluşturmuş kişilerden biri olarak aday olma ihtimali olan ya da olmayan ama 2012'de öne çıkan çoğu filmi izleme listeme almış biriyim. Önemli ve aklımı başımdan alan filmler için ayrı ayrı bloglar yazıyorum elbette ama bir de dünyamı sarsmayan filmler var. Yine de izleme listeme girdikleri için haklarında iki satır da olsa bir şeyler karalanmayı hak ediyor bu filmlerin çoğu.

Bugünkü yazımda da bu filmlerden birinden, Jesus Henry Christ'tan bahsetmek istiyorum. İşte başlıyoruz...

Aynı isimli kısa filmiyle 2003 yılında Student Academy Award'ı kazanan Dennis Lee'nin, bu kısa filmini baz alıp, arkasına da baş yapımcı olarak Julia Roberts'ı alarak yönetmen koltuğuna oturduğu filmini kısa bir süre önce izledim ve izlerken de oldukça eğlendim.

Filmden kısaca bahsedecek olursak, Jason Spevack'ın canlandırdığı ve süper zekalı olarak görülen -ki tam olarak da öyle- Henry James Herman'ın babasını bulma hikayesinden bahsediyor aslında film.
25 Aralık 2012 Salı 0 Yorum

BİR ORTA DÜNYA MACERASI: THE HOBBİT AN UNEXPECTED JOURNEY


İnsanlar beni bir çok şey olarak bilirler. Bir Potterhead, bir Sherlockian, bir Gleek... Ama bunların hepsinin üstünde olduğum bir şey var ki o da benim kafayı tamamen Orta Dünya ile bozmuş bir LOTR fanı olduğum gerçeği...

Ayda en az bir kez Yüzüklerin Efendisi filmleri maratonu yapan, -Her bir filme ezberden sufle verebilecek hale geldim.- çevresindeki herkese zorla filmleri izleten, pek tabii seriyi baş ucu kitabı haline getirmiş ve piyasadaki seri ile ilgili yayınlanmış her türlü kitap ve dergiye aç bir şekilde saldıran birini düşünün. İşte o benim.

Bu durumdaki biri için Hobbit'in beyazperdeye aktarılması gerçeğinin ne ifade edeceğini düşünün bir de. Az çok ne demek istediğimi anladınız bence. Özellikle de benim gibi bir Yüzüklerin Efendisi tutkunuysanız belki de bu yazdıklarımda kendinizi bulacaksınız.

Film Öncesi Ritüeli
Kitap uyarlaması filmler için 'Kitabını okumadan filmini izlemem,' diye bir kuralım vardır. Bazen bu kural ister istemez çiğneniyor gerçi. -Bknz. Cloud Atlas ve On The Road- Ama genel olarak uyarlamaların önce kitabını okumaya özen gösteririm. Özellikle de filmi izlemeden hemen önce. (Bu arada "Kitabını Okudum, Filmini/Dizisini İzledim" diye bir köşe oluşturmayı düşünüyorum bu blog içerisinde ama tabii bu başka bir konu.)

Bilet konusunu benim için önemliydi ve riske atmak istemediğim çoğu filmde yaptığım gibi önceden alarak hallettim ve bileti elime aldığım anda sadece LOTR fanlarının beni anlayabileceği türden bir çılgınlığa kapıldım. Bilet ellerimin arasındaydı. Artık benimdi ve bu, bir senedir gün saydığım, hatta son bir ayda geri sayım yaptığım, hiç gelmeyecekmiş gibi gelen anın gerçekleşeceğinin kanıtını ellerimin arasında tutmaktı benim için.

Tabii biletimi alır almaz da kitabım Hobbit'e koştum ve eski dosta sıkıcı sarılarak film öncesi ritüelimi tamamlamak için okumaya başladım. Bunu yapmak zorundaydım çünkü bilen bilir, bir kitap uyarlamasında filmin ne kadar iyi olduğundan çok, kitabın aslına ne kadar uygun olduğu önemlidir. Keza benim için de önemli olan buydu. Filmin kitaba olan sadakati...
24 Aralık 2012 Pazartesi 0 Yorum

ÖLÜMÜN KÖLELERİ


Rüzgardan hoşlanmayabilirdiniz. Kışın esen rüzgarın yüzünüzü yalayıp geçerken bıraktığı o kötü hissi kim sevebilirdi ki sonuçta. Ama daha kötüsü, yazın esen rüzgardı elbette. Ilık gibi görünen rüzgar teninizin erişebildiği noktalarını usul usul yakarken, yüzünüze doğru estiğinde hissettirdiği bunaltı nefesinizi keserdi.
Kumsalın birkaç yüz metre içerisindeki küçük binanın 2. katındaki balkonda, havalanmış perdelerin arasından denize doğru bakan kızın kafasından geçenler tam olarak bunlardı. Düşünecek daha önemli şeylerinin olmamasına özen gösteriyordu bir süredir ve neredeyse bunu başarabildiğine inanacaktı.
 “Bu kadar uzağa gelmenin bir sebebi var mı?”
Bir anda yerinden sıçrasa da sesin tanıdık gelen tınısı karşısında rahatlama gereği duydu birkaç saniye içerisinde. Derin bir nefes aldı ardından.
“Belki bazı sorunlarımdan kaçıyorumdur.” Sesi alaycıydı kızın. Arkasına bakma gereği duymadan konuşuyordu onunla. Bir süredir duymadığı bu ses onu heyecanlandırmış olsa da bunu belli etmek istemiyordu.
“Yanlış düşünüyorsam bağışla ama bildiğim kadarıyla senin sorunların kendinle.” Ses bunu bir önermeden bahseder gibi söylemişti. Dümdüz ve duygusuzca… “Yeterince uzağa gidersen kendinden kaçabileceğin fikrine kapılmana sebep olan şeyin ne olduğunu oldukça merak ettim.” Aslında merak etmediğini, sorunun cevabını zaten bildiğini biliyordu kız.
 
;