14 Aralık 2012 Cuma 0 Yorum

BİR OSCAR MACERASI (PART 1)



Belki de yılın en çok sevdiğim zamanlarından biri de Oscar ödüllerinin sahiplerini bulduğu gündür. Senelerdir bir ritüel olmuştur o gün benim için. Oscar alışverişi diye adlandırdığım abur cubur alışverişimi heyecanla yapar, sabırsızlıkla televizyonun karşısına geçerim her seferinde. Ertesi sabah işe gidecek olmam hiçbir şeyi değiştirmez benim için. Sonuçta senede bir kez yaşayabildiğim bir deneyim bu. Bu yüzen ödül töreni bitip de televizyonu kapattıktan sonra yataklarına dönenlerin aksine, hazırlanıp işe gitmek pek de koymaz bana.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Oscar için oldukça heyecanlıyım. Özellikle de şu son birkaç günde bir çok festivalin, bir çok eleştirmen ödülünün adaylıklarının açıklandığı günlerde Oscar adaylarını az çok tahmin eder olduk, ki bu da bayağı heyecan verici bir an benim için.

Benim her yıl Oscar adayları açıklandıktan sonra, sırayla aday listesindeki tüm filmleri izlemek gibi bir ritüelim vardır. Filmleri listeler, tören gününe kadar elime geçenleri sırayla izlerim. Kalabalık bir liste ve çok fazla film olduğu için haliyle çok sıkışık bir izleme programım olur. Fakat bu yıl bu sistemde biraz değişikliğe gidiyorum.

Aslında bu değişiklik biraz da zorunlu oldu. Oscar adayları açıklandıktan sonra filmleri temin edip izlemek için  yaklaşık bir ayımız oluyor. Peki çalışırken ve yalnızca akşamları ve haftasonları bir şeyler izleme fırsatı bulurken tüm o filmleri nasıl izleyebilirsiniz ki? İşte asıl problem buydu ve ben de bu yüzden bu yıl adayların açıklanmasını beklemeden, tahmini adaylarımla izleme listemi oluşturdum ve Oscar filmleri maratonunu resmen  başlattım.

10 Aralık 2012 Pazartesi 0 Yorum

İLK SELAM...



PS: Çok uzun zaman önce alınmış bir blogu doldurma çabasıdır bu.


Words are flowing out like endless rain into a paper cup
They slither while they pass, they slip away across the universe...

Yazmak özgür kalmaktır benim gözümde. Bu yüzden de elime boş bir kağıt geçtiği her an yazarım ben. Ne yazdığım çok da önemli değildir çoğu zaman. Bazen birkaç satır saçmalıktan ibarettir yazdıklarım. Bazense, sonradan çok seveceğim bir öykünün girişidir. Çoğu zamansa sadece çöplükten ibarettir ortaya çıkanlar. Ama yine de bu yazmama engel teşkil etmez. Sonuçta çöplük benim çöplüğüm, özgürlük benim özgürlüğümdür.

İşte burası da benim yeni çöplüğüm... Artık burada saçmalayıp, içimdekileri burada saçacağım.

Peki ne mi yazacağım?
 
;