25 Aralık 2012 Salı

BİR ORTA DÜNYA MACERASI: THE HOBBİT AN UNEXPECTED JOURNEY


İnsanlar beni bir çok şey olarak bilirler. Bir Potterhead, bir Sherlockian, bir Gleek... Ama bunların hepsinin üstünde olduğum bir şey var ki o da benim kafayı tamamen Orta Dünya ile bozmuş bir LOTR fanı olduğum gerçeği...

Ayda en az bir kez Yüzüklerin Efendisi filmleri maratonu yapan, -Her bir filme ezberden sufle verebilecek hale geldim.- çevresindeki herkese zorla filmleri izleten, pek tabii seriyi baş ucu kitabı haline getirmiş ve piyasadaki seri ile ilgili yayınlanmış her türlü kitap ve dergiye aç bir şekilde saldıran birini düşünün. İşte o benim.

Bu durumdaki biri için Hobbit'in beyazperdeye aktarılması gerçeğinin ne ifade edeceğini düşünün bir de. Az çok ne demek istediğimi anladınız bence. Özellikle de benim gibi bir Yüzüklerin Efendisi tutkunuysanız belki de bu yazdıklarımda kendinizi bulacaksınız.

Film Öncesi Ritüeli
Kitap uyarlaması filmler için 'Kitabını okumadan filmini izlemem,' diye bir kuralım vardır. Bazen bu kural ister istemez çiğneniyor gerçi. -Bknz. Cloud Atlas ve On The Road- Ama genel olarak uyarlamaların önce kitabını okumaya özen gösteririm. Özellikle de filmi izlemeden hemen önce. (Bu arada "Kitabını Okudum, Filmini/Dizisini İzledim" diye bir köşe oluşturmayı düşünüyorum bu blog içerisinde ama tabii bu başka bir konu.)

Bilet konusunu benim için önemliydi ve riske atmak istemediğim çoğu filmde yaptığım gibi önceden alarak hallettim ve bileti elime aldığım anda sadece LOTR fanlarının beni anlayabileceği türden bir çılgınlığa kapıldım. Bilet ellerimin arasındaydı. Artık benimdi ve bu, bir senedir gün saydığım, hatta son bir ayda geri sayım yaptığım, hiç gelmeyecekmiş gibi gelen anın gerçekleşeceğinin kanıtını ellerimin arasında tutmaktı benim için.

Tabii biletimi alır almaz da kitabım Hobbit'e koştum ve eski dosta sıkıcı sarılarak film öncesi ritüelimi tamamlamak için okumaya başladım. Bunu yapmak zorundaydım çünkü bilen bilir, bir kitap uyarlamasında filmin ne kadar iyi olduğundan çok, kitabın aslına ne kadar uygun olduğu önemlidir. Keza benim için de önemli olan buydu. Filmin kitaba olan sadakati...





Önce Kitap...
Okuyanlar bilir, J.R.R. Tolkien'in Hobbit'i her şeyden önce bir çocuk kitabıdır. Yüzüklerin Efendisi Serisi'ndeki karanlık hava, ağdalı dil ve yoğun üslup Hobbit'te yoktur. Yani aslında Hobbit, okurken tek bir satırından bile sıkılmayacağınız türden, basit anlatımlı, okunması kolay bir kitaptır.

Kitabın hikayesine gelirsek, adından da belli olduğu üzere bir hobbitin hikayesidir bu kitap. Yüzüklerin Efendisi Serisi'nden aşina olduğumuz bir ırk olan hobbitlerden, yine seriden aşina olduğumuz Bilbo Baggins'in, seride bulunduğumuz zaman biriminden yaklaşık altmış yıl öncesini anlatan bir hikayedir Hobbit. Yani aslında Bilbo'nun 40'lı yaşlarının başında yaşadığı bir macera var elimizde.

Macera da ne macera... Cücelerle yapılan bir yolculuk, devlerle karşı karşıya gelmek, elf diyarlarına yapılan yolculuklar, goblinlere, kurtlara, örümceklere karşı verilen savaşlar ve elbette  yolculuğun asıl sebebi ve hikayenin kötüsü olan ejderha Smaug'la karşı karşıya gelmek...



Ve Elbette Film...
Her kitap uyarlamasının kaderidir okuyucunun filmde, gözünde canlandırdıklarını araması... Aynı şekilde Hobbit okuyucuları da kitabı okurken gözünde canlandırdıklarını filmde görmek istiyor haklı olarak. Ve umduğunu da buluyor çoğu.

Tabii film birçokları için de hayal kırıklığı halini alıyor. Ve açıkça söylemek gerekirse ben de filmi izlerken hayal kırıklığına uğrayanlardan biriyim. Çünkü açıkçası bu kadar akıcı ve sıkıcılıktan uzak bir kitabın filminin nasıl olup da bu kadar sıkıcı bir hal alabildiğini aklım almıyor.

Evet doğru okudunuz. Kullandığım kelime tam olarak 'sıkıcı' idi. Çünkü filmin ilk yarısı gerçekten ama gerçekten inanılmaz derecede sıkıcıydı. Ben ki Yüzüklerin Efendisi Serisi'nin hemen hemen her filmini ayrı ayrı en az otuz defa izlemiş ve tekrarları izlerken bile bir kez bile sıkılmamış biriyim ama filmi sinemada, bunca zaman boyunca gün sayarak ve heyecanlanarak gittiğim o sinemada izlerken özellikle de ilk yarısından gerçekten çok sıkıldım.

Bir kere kitapta olabilecek en kısa şekilde geçiştirilmiş olan, kovukta cücelerle yenilen akşam yemeği sahnesi bir an hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor seyirciye. O kadar uzun ve o kadar gereksiz anlar var ki, bir an için filmi bırakıp etrafımdaki insanların reaksiyonlarını izlemeye başlıyorum ve o anda sıkıntıyla yerinde kımıldanıp duran insanlar görüyorum. Anlaşılan tek sıkılan ben değilim diye düşündürüyor bu da.



Ama açıkçası çoğumuz da böyle bir şeyle karşılaşacağımızı az çok tahmin ediyorduk bence. Ortalama kalınlıktaki ve yalnızca bir film çıkarılabilecek bir kitaptan üç film çıkarmaya kalkıştığınızda karşılaşacağınız sonuç böyle bir şey oluyor ister istemez. Elinizde, ilk yarısı zorlamayla doldurulmuş bolca sıkıcı sahnesi ve ikinci yarısıysa aksiyona ve görselliğe ağırlık vererek filmi kurtarma çabası taşıyan bir film oluyor.Tabii ikinci yarının çabasının boş bir çaba olduğunu söylemek de zor değil.

Aksiyon ve görsellik demişken... İlk yarı için geçerli olmasa da ikinci yarıda ikisinden de bolca bulunuyor. Tipik Peter Jackson görselliği filme hakim elbette. Zaten production aşamasında yayınlanan videolarda gördüğümüz görkemli setlerden de az çok farkındaydık karşı karşıya kalacağımız görselliğin. Bu açıdan da hemen hemen herkesin tatmin olduğunu düşünüyorum. 

Aksiyon sahneleri de her açıdan olmasa da birçok açıdan tatmin ediciydi ama elbette hikayesi, bir film için yeterli olmayan kısım için, film süresini aksiyon sahneleriyle doldurmak da eminim sadece filmi aksiyon beklentisiyle izleyen kitleyi tatmin etmiştir. Yoksa benim gibi fanların hikayesi az, aksiyonu bol bir Tolkien uyarlamasından alacağı zevk ortada...

Oyunculuklara gelirsek... Martin Freeman bence olabilecek en iyi Bilbo olmuş. Bu konuda tek bir itirazım yok elbette. Ama Bilbo'nun bu kadar pasif bir karakter olarak yansıtılması da Martin Freeman'ın umduğum kadar parlayamamasına sebep olmuş haliyle. Yoksa kendisi en son, İngiliz dizisi Sherlock'ta John Watson olarak yıldızını olabildiğince parlatmış bir oyuncu ama filmin kurgusu itibarıyla aynı parlamayı Hobbit'te yaşayamamış gibi...



Oyunculuk demişken, Andy Serkis'i es geçmek olmaz elbette. Üç büyük filmle birlikte Gollum karakterini büyük bir başarıyla canlandıran Serkis, aynı başarıyı Hobbit'te de göstermiş ve filmin en çok beklenen sahnelerinden biri olan Bilbo ve Gollum'un karşı karşıya geldiği sahneyi unutulmaz kılmış.

Dublaj

Filmi orijinal dilinde izlemek istiyordum başından beri. Ama yakalayabildiğim seanslar hep Türkçe dublajlı olunca kaderime razı oldum ve Türkçe dublajlı seanslardan birine bilet aldım. Sonuçta Yüzüklerin Efendisi Serisi, Türkçe dublaj açısından en başarılı serilerden biri sayılabilirdi. Ama açıkçası Hobbit bu konuda beni hayal kırıklığına uğrattı çünkü bildiğimiz, tanıdığımız,  bizim için karakterlerle özdeşleşmiş olan dublaj sesleri değişmişti. Mesela Bilbo'nun yaşlı halinin bildiğimiz o yumuşak sesi yerini bambaşka bir sese bırakmıştı. Keza Gandalf da aynı kaderi paylaşmıştı dublaj konusunda.

Ve pek tabii ana karakterimiz Bilbo konusu var bir de... Özellikle John Watson karakteri ile kafamıza yerleşmiş olan Martin Freeman'ın o kendine has, buğulu, az biraz alaycılık dolu ses tonundan çok uzak, toy, naif bir ses tonu layık görülmüş Bilbo karakterine. Martin Freeman'ı orijinal sesinden dinleyen çoğu kişi için de bu durum bir problem oluşturuyor çünkü bu dublaj film boyunca kulak tırmalıyor.

Bu da bana bir ders oldu sonuç olarak. Bir sonraki filmi izlerken orijinal dilinde olmasına özen göstereceğim. Özellikle de bir sonraki filmin Smaug üzerine kurulu olduğu ve Smaug'u da rüya gibi bir sesi olan Benedict Cumberbatch'ın seslendirdiği düşünülürse sanırım orijinal ses şart gibi görünüyor.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Sen de konuş...

 
;