11 Ocak 2018 Perşembe 0 Yorum

KİTAP DOSTUM OLUR MUSUNUZ?



Kendini kaybetmişçesine kitap okumak, kütüphane oluşturmak ve zaman zaman kitaplıkların karşısına geçip hayranlıkla seyretmek kitaplara gönülden bağlı olan kişiler için özeldir, bilen bilir. O kütüphane oluşsun diye yeri gelir masraflar kısılır, yeri gelir o ay bir kazak eksik alınır, yeri gelir bir film sinemada değil evde izlenir, yeri gelir arkadaşlarlayken  “Ben pek aç değilim, sadece kahve içeceğim,” denir. Her zaman akılda alınacak bir kitap vardır, o kitap hep yenilenir ve amaç hep o kitaba ulaşmaktır.
Tabii bu kadar masum ve naif bir amaç olarak bahsettiğim bu durumun tüketim çılgınlığından nasiplenmişliği de yok değil. Ayda beş kitap okuyabilecek zamanı varken on kitap almak ve o okunamayanların birikip dağ gibi olması sorunsalı… Daha kötüsü de var. Popüler kültür malzemesi olan kitaplar… Edebi değeri pek olmayan ama o an için –ve muhtemelen en fazla altı ay daha- çok popüler olan, herkesin elinde, çantasında, sosyal medya hesaplarında gördüğümüz ve belki de bir sene sonra verilen paraların pişmanlığını yaşatan o kitaplar…
Kitap almak, kütüphane yapmak harika… Ama nereye kadar? Elbette sonu yok. Ben de gözümü kapattığımda salonumun duvarlarının tavanlara kadar kitapla kaplı olduğunu hayal ediyorum ama geceleri taksicilik yapmadığım sürece sanırım sadece bir hayal olacaktır şu an için. Üzücü tabii. Ama sanırım kısa vadeli bir çözüm bulmuş durumdayım.
2 Ocak 2018 Salı 0 Yorum

2017'DE NELER OKUDUM?


2017’nin sonlandırmaya günler kalmışken durup geriye doğru bakıyorum birkaç gündür. “Vay canına!” diyorum her seferinde de istemsizce. “Ne yıl oldu be!” İtiraf etmek gerekiyor ki bu yıl benim için çok acayip ve çok hızlı bir yıl oldu. Hayatımda o kadar çok şey değişti ki.
Kitaplar okundu, filmler izlendi, mekanlar keşfedildi ve belki de en önemlisi bekar olan bendeniz aynı yıl içerisinde medeni halimi önce nişanlıya sonra da evliye çevirdim. Aynen öyle! İnanamazsınız ama evlendim!
2014 yılından beri devam ettiğim Aydili Yaratıcı Yazarlık Atölyesi sayesinde hayatıma giren ve Mayıs 2016’dan beri birlikte olduğum, hayatımın aşkı dediğim adamla Şubat ayında nişanlandım. Bundan 7 ay sonra da Eylül sonunda bu muhteşem adamla evlendim. Birçok hayal gerçek oldu benim için ve birçok muhteşem anı yarattım bu bir yılda.
Kitaplar okundu da dedim ya 2017 yılında, gönül isterdi ki bir dünya kitap okudum diyeyim. Ama maalesef mümkün değil bunu söylemek. Oysa bu yıl da her yılın ilk günü yaptığım gibi Goodreads’e girip yıllık hedef belirleme etkinliğini yapmıştım. Geçen yıl yıllık hedefimi 75 belirleyip 89 kitapla kapatmıştım seneyi. Bu yıl da 75 kitap hedefiyle açtım elbette yılı. Ama şu anda durum içler acısı. 2017 yılı içerisinde okuduğum toplam kitap sayısı an itibarıyla sadece 12. Bu bir utançtır!
20 Kasım 2017 Pazartesi 0 Yorum

KAHRAMAN

Not: Bu öykü Öykü Gazetesi'nin(Can Yayınları) 7. sayısında (Nisan 2017) yayınlanmıştır.




Bir damla… Bir damla daha… Tıp… Tıp tıp tıp… Şapkamın gölgeliğine düşen damlalar önce aralıklı, sonra daha sık ve tok sesler çıkarmaya başlıyor. Adımlarım hızlanıyor çevremdeki diğer insanlar gibi. Şiddetini arttıran yağmurdan dolayı kaçışmaya başladı hepsi de. Oysa ben kaçmıyorum. Adımlarım hızlanıyor çünkü olmak istediğim yer burası değil.
İnsan kalabalığından uzaklaşıyorum bir sokaktan diğerine saparken. Sonunda sahil yolundayım. Normalde yürüyüşçüler, koşucular, çiçekçiler ve banklarda oturan sohbetçilerle dolu olan o yolda… Oysa şu anda çok sakin burası… Yağmuru umursamadan dolanan birkaç çiçekçi ve sığınacak bir yer bulmak umuduyla koşuşturan birkaç çift dışında kimse yok. Bense olmak istediğim yerdeyim.
Montumun iç cebinden çıkardığım kulaklığı takıyorum. Yağmur yağıyor. Umurumda değil. Islanıyorum. Umurumda değil. Dedim ya, olmak istediğim yerdeyim.
Regina Spektor’ın sesi piyanonun sesini bastırıyor. Biri içimde bir yerlerde bir düğmeye basıyor. Titriyorum ama yağmurdan ya da soğuktan değil. “Televizyon bize tecavüz etmeye çalışıyor ve sanırım başarılı da oluyor,” diyor Regina. Ürperiyorum. “Birileriyle buluşmaya gidiyoruz ama aslında kimseyle yüz yüze görüştüğümüz yok,” diyor. Piyanonun sert vuruşlarına karışırken sesi bir yumru oturuyor boğazımda bir yerlere. Yutkunamıyorum. “Sadık olmaya çalışıyoruz ama aldatıyor, aldatıyor, aldatıyoruz,” diyor her birinin üstüne basa basa. Gözlerimde bir ıslaklık… Yağmur mu bu yoksa gözyaşlarım mı? Bilmiyorum.
8 Mart 2017 Çarşamba 0 Yorum

YERALTINDAN NOTLAR ÜZERİNE PSİKOLOJİK BİR İNCELEME



Dünya Edebiyatı’nı belki de en çok etkileyen yazarlardan biri olan Fyodor Dostoyevski tarafından 1864 yılında yazılan Yeraltından Notlar insan ruhunun karanlık dehlizlerini okuyucunun önüne başarılı bir şekilde sermeyi beceren nadir kitaplardan biri. Yazarı Dostoyevski hakkında az çok herkesin bilgisi olmakla birlikte bilmeyenler için kendisinin insan iç dünyasını analiz eden ve özellikle de insan ruhunun karanlık tarafına ayna tutmayı başaran nadir yazarlardan olduğunu söyleyebilirim.
Kitabın yazıldığı yıl olan 1864, aynı zamanda olay öyküsünün de geçtiği zamana kısmen denk diyebiliriz. Çünkü romanda özellikle belirtilmiş spesifik bir tarih bilgisi geçmemekle birlikte olay ve mekan yapısı bize kısmen romanın yazım dönemiyle hikayenin geçtiği dönemi denk gösteriyor. En azından 1800’lü yılların sonlarına doğru olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Kitap mekan olarak Rusya’da geçmektedir birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi. Aralara serpiştirilen semt, sokak ve cadde adlarından olayların Rusya’da geçtiğini ve karakterin Rusya’da yaşadığını biliriz.
14 Şubat 2017 Salı 0 Yorum

YETERLİ BİR SEBEP

Not: Bu öykü Evrensel Kültür dergisinin 296. sayısında (Ağustos 2016) yayınlanmıştır.


Karanlıktı gece. Karanlık ve korkutucu… Kız koşuyordu. Korkmuştu. Sesler hiç durmuyordu. Gecenin sesleri ürkütücüydü. Arkasına bakmaya korkuyor, hiç durmadan koşuyordu. Elbet sığınacak bir yer bulacaktı. Bulmak zorundaydı. Yoksa bütün gece koşmak zorunda kalacaktı.
Ne kadar koştuğunu hatırlamıyordu kız. Artık nefes almakta zorlandığını biliyordu bir tek. Bir de ayaklarının ağrımaya başladığını. Ama pes etmek ihtimaller dahilinde değildi. O yüzden hızlı bir şekilde etrafı taradı bakışlarıyla. O anda fark etti ağaçların arasından belli belirsiz görünen binayı. Daha hızlı koşmaya başladı. Kurtuluşu oradaydı.
Gri renkli taş binaya ulaşana kadar koştu kız. Binanın tam ortasındaki ahşap kapının önünde dikildi. İçeri girmek istiyordu. Girmeliydi. Arkasına dönüp bakmaya korkuyordu ama sesleri duyuyordu. Yaklaşıyordu. İçinde yükselen korkunun getirdiği cesaretle ahşap kapıyı itti kız. Kapı hiç zorlanmadan açıldı. Kendini içeri attı ve kapıyı kapatıp sırtını soğuk ahşaba yasladı. Güvendeydi.
Birkaç dakika bekledi gözleri karanlığa alışsın diye. Sonunda önünde bir koridorun uzandığını gördü. Yapabileceği tek şeyi yaptı ve sessiz adımlarla ilerledi koridorda. Uzundu koridor. Alabildiğine uzun… Pes etmeden yürüdü kız. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o koridorda yürüdü. Sonunda koridor genişlemeye başladı. Yanlara doğru genişliyordu. Üstelik artık sağlı sollu kapılar gözüne çarpmaya başlamıştı. Odalar… Bir sürü oda demekti bu.
 
;